YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9413
KARAR NO : 2012/7179
KARAR TARİHİ : 20.03.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan gelen olmadığından incelemenin evrak üzerinde yahpılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı avukatın, dava dışı annesi …’un vekili olarak DSİ Genel Müdürlüğüne karşı açmış olduğu dava sonunda tazminata hükmedildiğini, ilamlı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine konu alacağı, 22/05/2008 tarihli temlikname ile kendisinin temlik aldığını, davalının icra dosyasından 479.000,00 TL tahsilat yapmış olmasına rağmen, bu paranın sadece 300.000,TL’lik kısmını banka hesabına yatırdığını, bakiyesi olan 179.000,00 TL’lik kısmını ise kendi uhdesinde tuttuğunu, bu nedenle haklı olarak azledildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100.000,00 TL’nin 23/03/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, temlikten haberdar olmadığı gibi, temlik konusu alacağın tamamının vekil edene ait olmadığını, vekil sıfatıyla yapmış olduğu tahsilattan, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinden kaynaklanan kendi alacağını mahsup ederek, bakiyesini davalı adına banka hesabına yatırdığını, davacının herhangi bir alacağı bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 12/01/2011 havale tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak, 44.361,00 TL fazladan alınan avukatlık ücreti ile, davacı tarafından davalıya masraf verilmiş olmasına rağmen, masraf adı altında kesilen 19.520,93 TL olmak üzere toplam 63.881,93 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
2011/9413-2012/7179
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların aşağıdaki benlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, temlik almış olduğu, ilamlı icra takibine konu olan icra dosyasından, 479.000,00 TL tahsilat yapan davalının, kendisine sadece 300.000 TL ödediğini, tahsilatın bakiyesi olan 179.000,00 TL’yi ise ödemediğini, davalıyı haklı olarak azlettiğini ileri sürerek, anılan miktarın tahsili istemiyle eldeki davayı açmış, davalı ise, söz konusu icra dosyasından tahsil etmiş olduğu miktardan, vekalet ücreti ve yapmış olduğu masrafları mahsup ederek, kalan miktarı davacıya ödediğini, herhangi bir borcu bulunmadığını savunmuştur. Davalı avukat, vekil olarak tahsil ettiği takip konusu alacağın bir kısmını, ücret ve masraf alacaklarına mahsuben yedinde tuttuğunu, hukuki tanımıyla Avukatlık Kanununun 166. maddesi gereğince “hapis hakkı”nı kullandığını savunduğuna göre, davada öncelikle hapis hakkının, nasıl ve hangi şartlarda kullanılması gerektiği üzerinde durularak, daha sonra ise somut olay itibariyle bu hakkın, kanunun öngördüğü amaca uygun şekilde ve gereği gibi kullanılıp kullanılmadığı incelenmelidir.
Hemen belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin … sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” Hükmü bulunmaktadır.
Hapis hakkı ile ilgili bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davalı avukat tarafından, 2011/9413-2012/7179
… İdare Mahkemesinin 2001/1091 esas 2004/833 karar sayılı dosyası üzerinden açılan davada, 19.7.2004 tarihinde davanın kısmen kabulüne, 193.262.287.015 TL’nin 31.7.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verildiği, kararın 22.9.2008 tarihinde kesinleştiği, ilamlı alacağın tahsili için başlatılan icra takibinde de, borçlu DSİ Genel Müdürlüğü tarafından dosyaya yatırılan 479.357,08 TL’lik miktarın davalı tarafından 23.3.2009 tarihinde çekildiği, aynı gün söz konusu miktarın 300.000 TL’lik kısmının davacının hesabına yatırıldığı, bunun üzerine davacı tarafından davalının 25.3.2009 tarihinde azledildiği, davacının daha sonra vekalet verdiği başka bir avukat tarafından 1.4.2009 tarihinde, icra dosyasından bakiye alacak miktarı olan 192.243,00 TL’nin de tahsil edildiği anlaşılmaktadır.
Davalı avukatın, icra dosyasından yapmış olduğu tahsilat tarihinde, kesinleşmiş olan davalar nedeniyle muaccel olan vekalet ücreti alacaklarının bulunduğu sabit ise de, bu tarih itibariyle hak etmiş olduğu vekalet ücretinin, uhdesinde alıkoyduğu miktardan daha az olduğu, başka bir ifade ile vekalet ücreti alacağından çok daha fazla bir miktarı müvekkiline ödemeyip alıkoyduğu da sabittir. Nitekim mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Bu itibarla dava konusu olayda hapis hakkının, usulüne uygun olarak kullanılmadığı, davalı avukatın hak ettiği vekalet ücreti kadar değil, bundan fazlasını alıkoyarak, Avukatlık Kanunu ve meslek kurallarına aykırı davrandığı açıktır. O halde davalının, bu durumu öğrenen müvekkili tarafından 25.3.2009 tarihli ihtarla azledilmiş olması da, haklı azil niteliğindedir. Mahkemece de, davalının, alacağından fazla miktarı alıkoyduğu kabul edilmiş olmasına rağmen, bu kabulle çelişkili olacak şekilde “davalının işini özenle yerine getirdiğinden bahisle azlin haksız olduğunun” benimsenmesi ise isabetsizdir.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Azil tarihi itibariyle derdest olup, henüz sonuçlanmayan … ve davalar nedeniyle ücret talep edilemez. Somut olayda, azil tarihi olan 25.3.2009 tarihi itibariyle, ilamlı icranın takibe konulduğu … 2. İcra Müdürlüğünün 2006/2603 esas sayılı icra dosyasından kısmi tahsilat yapılmış olup, tüm takip alacağı tahsil edilerek, infaz edilmediği, dolayısıyla icra takibinin henüz tamamlanıp sonuçlanmadığı, nitekim daha sonra başka bir avukat tarafından dosyadan bakiye alacağın tahsil edildiği 2011/9413-2012/7179
anlaşılmakta olduğundan, haklı olarak azledilen davalı, söz konusu icra dosyası nedeniyle vekalet ücreti talep edemez. O halde mahkemece aksine düşüncelerle icra dosyası nedeniyle de vekalet ücreti hesaplanmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Avukatlık Kanununun 173/2. maddesinde, “Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler, … sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekle avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için yeteri kadar avansın … sahibi tarafından verilmiş olması gerekir.” Hükmü mevcut olup, bu hüküm gereğince, işin görülmesi için gerekli olan tüm masrafların … sahibi tarafından işin başında avukata ödenmiş olduğu karine olarak kabul edilmeli, bunun aksini ileri süren, başka bir ifade ile müvekkilinden masraflar için avans almadığını iddia eden avukatın da, bu iddiasını ispat etmekle yükümlü olduğu kabul edilmelidir. Dava konusu olayda davacı müvekkil, masrafların işin başında ödendiğini ileri sürmüş olup, davalı avukat ise, “masrafların işin başında alınmadığı” konusundaki ispat yükümlülüğünü yerine getiremediğinden, takip ve davalara ilişkin masrafların işin başında avukata verildiğinin kabulü gerekir. Nitekim hükme esas alınan bilirkişi raporunda da, bu konudaki yasal karineden müvekkilin yararlanması gerektiği açıklanmış, ancak mahkemenin aksi kanaate varması halinde değerlendirilmek üzere, yapılan masraflar da hesaplanmış ve 19.520,93 TL olduğu belirtilmiştir. Mahkemece de, “söz konusu masrafların, davalı avukatça daha önceden alındığının karine olarak kabulü gerektiği” benimsenmiştir. O halde, işin başında davalı avukata verilen ve davalı tarafça da dava ve takipler nedeniyle kullanılan, bilirkişi raporunda da hesaplamaya dahil edilmeyip, mahkemenin takdirine bırakılan 19.520,93 TL masraf bedelinin, mahkemece yanılgı ve çelişkiye düşülerek davalı avukattan tahsiline karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: 1. bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz edilen hükmün, 2. bent gereğince davacı, 3. bent gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 948,65 TL. temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 20.3.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.