Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/9816 E. 2012/8971 K. 03.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9816
KARAR NO : 2012/8971
KARAR TARİHİ : 03.04.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali, alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı davalılar avukatınca da duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … … ve Cumhur Barış … ile davalılar vekili avukat …’un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı asıl davada davalı …’e 23.7.2005 tarihli belgeyle borç verdiğini, alacağının tahsili için başlattığı icra takibine ise davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatının tahsilini istemiş, asıl davada verilen hükmün dairemizce bozulması üzerine açtığı birleşen davada ise davalı …’in gerek kendisi ve gerekse temsilcisi olduğu diğer davalı şirket adına Irak devletinde yaptığı işler için 785.000 Doları kısmen nakit kısmen de makine alarak kendisinden aldıklarını, aradaki bu ilişkinin … tarafından adi ortaklık olarak değerlendirildiğini ileri sürerek ortaklığın fesih ve tasfiyesini fazlası saklı kalmak üzere 390.000 TL maddi tazminat ile 10.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalı … asıl davada, davacıdan şahsı için para almadığını, dava konusu miktarın adi ortaklık nedeniyle alındığını, ortaklığın zarara uğradığını savunarak davanın reddini dilemiş, birleşen davada ise davalılar adi ortaklığın sonlandırıldığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemenin 4.11.2008 tarihli kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, davalı … temyizi üzerine dairemizce karar bozulmuş, dairemiz bozma kararından sonra açılan ve asıl dava ile birleştirilen dava dosyası ile asıl davada davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
2011/9816 2012/8971
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı …’ın, davalı … aleyhine açtığı asıl davaya ilişkin verilen karara yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Mahkemenin asıl davada verilen kabul kararına yönelik hükmün davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucu verilen kararda, taraflar arasındaki ilişkinin karz akdine dayalı olmayıp adi ortaklık niteliğinde bulunduğunu sunulan belge karşısında kabulünün gerektiği, ne var ki davacının yemin delilinin bulunduğu, gerekçesiyle davalı yararına bozulmasına karar verildiği, mahkemece dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davalının davacı tarafça teklif edilen yemini eda ettiği gerekçesiyle başkaca bir araştırma yapılmaksızın asıl ve birleşen davanın reddine karar verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı asıl davada karz akdine dayanmış olup, karz akdini ispat edemediği için asıl davanın reddi doğru ise de birleşen davada adi ortaklık hukuki ilişkisine dayanıldığı ve taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık niteliğinde bulunduğu dairemizce kabul edilip bu husus taraflar açısından usulü kazanılmış hak teşkil ettiği için, davalıca eda edilen yemine dayanılarak birleşen davanın reddine karar verilmesi olanaklı değildir. Bu itibarla birleşen dava yönünden, taraflar arasındaki ihtilafın adi ortaklık hükümleri dikkate alınarak çözülmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki taraflar arasında imzalanan 23.7.2005 tarihli belge ile adi ortaklık kurulmuş ise de, adi ortaklığın ne zaman sona ereceğine dair bir kararlaştırma bulunmadığından, taraflarca da ortaklığın sona erdirildiği iddia ve ispat edilemediğinden ve bu hususta mahkeme kararı da olmadığından adi ortaklığın halen devam ettiğinin kabulü gerektiği gibi, birleşen davadaki talebe göre davacının fesih ve tasfiye isteğinin de kabulü zorunludur. Taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğuna göre tasfiyenin bizzat mahkemece yaptırılması gerekir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. BK’nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılması, böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin BK 539 ve devamı maddelerine göre yapılması gereklidir. Dava konusu olayda taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı ve tasfiye ile ilgili bir anlaşmada bulunmadığı için tasfiyenin BK’nun 539 ve devamı maddelerine göre yapılması zorunludur. Dava konusu adi ortaklıkta davalıların yönetici ortak konumunda bulundukları belirgin olup öncelikle yönetici ortak olan davalılardan yapılan … ve harcamalara ilişkin bedeller ile gerekli görülecek diğer hususlar konusunda hesap istenmeli, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçınmış sayılacağı kabul edilmeli, hesap verilmesi halinde ise hesapta uyuşmazlık çıkması halinde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, ortaklığın kurulduğu tarihten itibaren tüm muhasebesi ile ilgili defter ve bu defterlerin 2011/9816 2012/8971
dayanağı olan belge ve faturaların ibrazı sağlanmalı, eldeki değerler belirlenerek bunlar ortaklığın aktifinde dikkate alınmalı, ortaklığın yurt dışında ve yurt içinde yaptığı işlerin yapıldığı tarihteki gerçek maliyet bedellerinin belirlenebilmesi için gerekli araştırmalar yer almalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği yine taraflardan sorulmalı, taraflar tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmeli, anlaşmalar ise ortaklığa ait tüm gelir, gider hesabı çıkartıldıktan ortaklığın tüm aktif ve pasifi kesin olarak belirlendikten sonra konusunda uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla, verilen hesap listesinin defter ve belgeler ile harcanan bedellerin uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetimi sağlanmalı, tasfiye esas değerin karar tarihine en yakın tarih olacağı gözden uzak tutulmamalı, ortaklığın varsa üçüncü kişilere veya kurumlara olan borçları ortaklığın aktifinden mahsup edilmeli, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları sermaye iade edildikten sonra ortaklara paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli ve tasfiye bu şekilde gerçekleştirilmelidir. Mahkemece değinilen bu yönler dikkate alınmadan eksik inceleme ve soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
3-Yukarıda açıklanan (2) numaralı bozma nedenine göre davalıların temyiz itirazları ile davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davacının asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan kararın davacı yararına bozulmasına, (3) numaralı bent gereğince de davacının diğer temyiz itirazları ile davalıların temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 900,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 3.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.