Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2012/29563 E. 2012/29974 K. 26.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/29563
KARAR NO : 2012/29974
KARAR TARİHİ : 26.12.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat … . geldi, karşıt taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, murisleri …. nun dul ve çocuksuz olarak 31.01.2006 tarihinde vefat ettiğini, davalıların murisin kardeşleri olduğunu, kendilerinin de murisin kardeşleri ve kardeşlerinin vereseleri olduğunu, murisin, eşi ile birlikte davadışı Binnur’ u evlat edindiğini ancak sonradan evlatlığın malvarlıklarına göz koymasından dolayı evlatlığın kaldırılması davası açtığını ve bu süreçte malvarlığını güven altına almak amacıyla bankalarda bulunan nakit para, tahvil ve altınları emaneten davalılar adına açılmış olan hesaplara devrettiğini ancak bu hesapların yönetimini davalılardan alınan vekalet ve yetkilerle murisin yaptığını, murisin rahatsızlığı ve vefatı sırasında davalıların kendi lehlerine hesaplar üzerinde işlemler yaptıklarını ileri sürerek 1998 yılından itibaren banka hesapları üzerinde araştırma yapılarak murise ait miktarların tespiti ile şimdilik 100.000.00.TL’ nın, yargılama sırasında verilen 25.06.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile 1.000.000.00.TL’ nın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, murise ait terekenin elbirliği ile mülkiyet halinde olduğunu, paylaşımın yapılmadığını, tüm mirasçıların birlikte dava açması gerektiğini, davacıların iddiaların ispatlamaları gerektiğini, muris tarafından davalı …’ ye verilen herhangi bir hak ve malvarlığının bulunmadığını, davalı … yönünden yapılan aktarmaların ise bağış niteliğinde olduğunu, davacıların ancak tenkis talebinde bulunabileceklerini de savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, bilirkişilerin 30.03.2011 tarihli ilk raporu ve sonuç kısmı esas alınarak davanın kısmen kabulü ile; … 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20067424 E – 504 K sayılı ilamına göre, 429.731.11.TL’ nın veraset ilamındaki 54 pay esası ile miras payları oranında davacılara verilmesine, fazla isteğin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381, 388. ve 389. maddelerinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 388. maddesinin son fıkrası ile “Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü getirilmiştir. Aynı hüküm 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 297. maddesinde de yer almıştır.
Somut uyuşmazlıkta, açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek Mahkemece, hüküm fıkrasında “bilirkişilerin 30.03.2011 (doğrusu 30.03.2010) tarihli ilk raporu ve sonuç kısmı esas alınarak davanın kısmen kabulü ile; … 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20067424 E – 504 K sayılı ilamına göre, 429.731.11.TL’ nın veraset ilamındaki 54 pay esası ile miras payları oranında davacılara verilmesine, fazla isteğin reddine” karar verildiği yazılmasına rağmen gerekçe kısmında “…ilk raporda saptanan bedelden her ikisinin sorumlu tutulması gerektiği sonucuna varılmış, kısa karar aşağıdaki gibi tefhim edilmiş ise de, bu kerre karar yazılırken rapordaki paylaştırmanın veraset ilamına göre ve fakat davalılara ayrılan payları da kapsadığı, dolayısıyla tahsiline karar verilen bedelden davalıların miras paylarının mahsup edilmediği görülmüş, kısa kararla gerekçeli karar birbirinden farklı olamayacağı…” belirtilmek suretiyle gerekçe ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388/son madde ve fıkrası ile 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 297. maddesi gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre, tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 900,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan 19.40 TL. temyiz harcının istek halinde davacıya ve yine peşin alınan 6.382.00 TL temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.