YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/3752
KARAR NO : 2012/5864
KARAR TARİHİ : 08.03.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)
Taraflar arasındaki Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararına itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı … Telekom AŞ, telefon abonesi olan davalının sabit ücret alınmaması gerektiğinden bahisle yaptığı başvuru sonucu… Tüketici Sorunları Hakem Heyetince, davalı tüketiciden tahsil edilen sabit ücretin iptaline, takip eden aylarda da tahakkuk ettirilmemesine, belirsiz isim altında alınan tüm ücretlerin davalıya iadesine karar verildiğini, bu kararın hukuka aykırı ve yersiz olduğunu, sabit ücretin 4502 sayılı kanunun 12.maddesi, 406 sayılı kanunun ek 18.maddesine eklenen fıkra uyarınca alındığını, yasaya uygun olduğunu, hattın aboneye tesisi ve yürütülen asgari hizmetler karşılığında alındığını bildirip,… Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 26.02.2010 tarih ve 19 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalının başvurusu üzerine Tüketici Sorunları Hakem Heyetince, davacının abonelerinden almakta olduğu sabit ücretin alınmaması gerektiğine karar vermesi üzerine, bu kararın iptali talebiyle açılmış olup, davalının yaptığı başvuru ile yarattığı çekişmenin giderilmesine yöneliktir. Her ne kadar, davacının aldığı sabit ücretler miktar itibarı ile, gerek 4077 sayılı kanunun 22.maddesinde, gerekse HUMK’nun 427.maddesinde belirtilen kesinlik sınırının altında kalmakta ise de, yaratılan çekişme ve verilen hüküm bir yıla mahsus olmadığından ve ileriki yıllara da yönelik olduğu anlaşıldığından, kararın kesinlik sınırlarının dışında kaldığı da açık ve belirgindir.
Davacının sabit ücret uygulamasının yasal dayanağı olduğu ancak 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
2012/3752-5864
Kanunun 6. maddesine uygun düzenlenmeyen, şartları davalı tüketici ile müzakere edilmeyen, maddelerin içeriği ve leh ve aleyhe olan unsurları bakımından davalı tüketicinin bilgilendirilmediği abonelik sözleşmesinin 23. maddesinde yer alan ‘ tüzük ve yönetmelikler ile bu sözleşmede yer almamış genel mevzuat hükümlerinin ve yasa, tüzük ve yönetmelikler ile ücret tarifeleri üzerinde sonradan yapılacak bütün değişikliklerin davalı tüketici hakkında uygulanacağına’ dair düzenlemenin davalı tüketici için bağlayıcı olmadığı ve sabit ücret ile ilgili yasal düzenlemelerin ve bu yasal düzenlemelerdeki değişikliklerin davalı tüketici açısından geçerli olmadığı belirtilerek, Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin kararı yerinde görülerek mahkemece davacının davası reddedilmiştir.
Her şeyden önce konunun aydınlanması için, davacının abonelerinden alabileceği ücretle ilgili yasal düzenlemelerin ne olduğunun açıklanması gerekir. 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 4.maddesi ile telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesinde veya telekomünikasyon alt yapısı işletilmesinde ve bu hususlarda yapılacak düzenlemelerde göz önünde tutulacak ilkeler belirtilmiş olup, bunlar özetle; herkesin, makul bir ücret karşılığında telekomünikasyon hizmetlerinden ve alt yapısından yararlanmasının sağlanması, aksini gerektiren objektif nedenler bulunmadıkça eşit şartlardaki aboneler arasında ayırım gözetilmemesi ve hizmetlere benzer konumdaki her kişi tarafından eşit şartlarla ulaşılabilir olması, hizmetlerin belli teknik ve ekonomik koşullar çerçevesinde makul surette karşılanabilecek bir bedelle sağlanması, teknolojik yeniliklerin uygulanması ve araştırma geliştirme yatırımlarının desteklenmesi, hizmet kalitesi standartlarına uygunluk sağlanması, ücretlerin yatırım işletme maliyetlerini ve genel masraflarından ilgili payını, amortisman ve makul ölçüde kârı mümkün olduğu ölçüde yansıtması vs, gibi belirtildikten sonra, kanunun 4.faslında, “Telekomünikasyon hizmetlerinin ücret esasları” başlığı altında 29.maddesi ile özetle; telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesi ve/veya altyapı işletilmesi karşılığında alacakları ücretleri ilgili mevzuat, tabi oldukları görev ve imtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon ruhsatı veya genel izin ve kurum düzenlemelerine aykırı olmayacak şekilde serbestçe düzenleneceği hangi hallerde Telekomünikasyon kurumunun ücret isteyebileceği belirtilmiş, 30.madde ile de, ücret düzenlenmesinde göz önünde tutulacak ilkeler belirtilmiş, bu meyanda öncelikle; ücretlerin adil olması, benzer konumdaki kişiler arasında haklı olmayan nedenlerle ayırım gözetilmemesi, yatırım ve işletme maliyetleri de dahil olmak üzere, mümkün olduğunca ilgili hizmetin maliyetlerini yansıtacak şekilde belirlenerek tarifelerin dengelenmesinin esas olduğu, bir hizmetin maliyetinin diğer bir hizmetin ücreti yoluyla desteklenmesinden ve karşılanmasından kaçınılması, haklı gerekçelerin varlığı halinde, ücretlere zorunlu maliyetleri ve makul ölçüde kârı da yansıtılarak, üst sınır konulabileceği belirtilmiş olup, ek 18.maddesine 4502 sayılı yasanın 12.maddesi ile eklenen fıkrada “Bir … ve hizmetin karşılığı olarak alınan ücret; abonman ücreti, sabit ücret, konuşma ücreti, hat kirası ve benzeri kira ücretler ve bunlar gibi değişik ücret kalemlerinden birisi veya bir kaçı olarak tespit edilebilir” hükmü getirilmiştir. Yine, 2813 sayılı Telsiz Kanununun 4.maddesi ile kurulan Telekomünikasyon Kurumunun, aynı yasanın 7/h maddesi ile Türk Telekom ve diğer işletmecilerin hazırladıkları tarifeleri onaylayacağı ve ondan sonra tarifelerin yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. 5.11.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5809 sayılı yasada 406, 2813 sayılı kanunlarda değişiklik yapılarak bu maddeleri iptal edilmiş olup, iptal edilen maddelerdeki düzenlemeler, aynen yeni yasada yer almıştır. 5809 sayılı yasada ücretlendirme ile getirilen 13 ve 14.maddelerdeki düzenlemeler iptal edilen 406 sayılı ve 2813 sayılı yasanın ilgili maddelerindeki aynı hükümleri taşımaktadır.
Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında somut olay incelendiğinde;
406 sayılı kanunda ve 2813 sayılı Telsiz Kanununda dava hakkı konusunda herhangi bir düzenleme olmamasına karşın, 5809 sayılı kanun ile açıkça dava hakkı düzenlenmiş ve kurumun sektörle ilgili işlemlerine karşı açılacak davalarda ilk derece mahkemesi olarak Danıştay görevlendirilmiştir.
Dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 5809 sayılı kanun hükümlerinin uygulaması gerektiği, dava ve uyuşmazlığa konu sabit ücretin davacı işletmesi tarafından Kurum onayı ile belirlenen “Tarifeler” çerçevesinde tespit edildiği, bu tarifelerin Kurum’un sektörle ilgili işlemi olmakla bunlara karşı Danıştay’da ilk derece mahkemesi sıfatıyla dava açılıp, bu mahkemece karara bağlanabileceği, tarifenin onaylanmasına ilişkin işlem bu yolla iptal edilmedikçe sabit ücretin belirlenen esaslar dahilinde alınmasına devam olunacağı, dosyaya yansıyan böyle bir iptal kararı da mevcut olmadığına göre … tarafından belirlenen ve Telekomikasyon Kurumu tarafından onaylanan tarife uyarınca alınan sabit ücretin, yasal bir uygulama olduğu, Danıştay tarafından iptal edilmediği sürece sabit ücretin tarifede belirlenen miktar üzerinde alınmasında kanuna aykırı bir husus bulunmadığı, her türlü duraksamadan uzaktır. Öte yandan, taraflar arasındaki sözleşmenin haksız şart
2012/3752-5864
içerdiğinin kabulü için herhangi bir yasal denetim yolu açık olmayan bir hükmün sözleşmeye konulmuş olması gerekir. Oysa, 5809 sayılı kanun ile sözleşmelerin düzenlenmesinin usul ve esaslarını belirleme görevini dahi Kurum’a vermiş ve ayrıca somut olaydaki gibi sabit ücrete ilişkin hükümlerin tarifelerle belirleneceğini, bu tarifelerin de kurumca onaylayacağını belirlemiş, bununla yetinmeyerek bu tarifelere karşı dava yolunu da düzenlemiştir. Kurumun onay işlemine karşı dava açılmamış veya açılıp ta reddedilmiş olması durumunda tarife kanuna uygun olmakla buna dayanılarak sözleşmede yer verilen sabit ücrete ilişkin miktarın haksız şart olarak kabulü de olanaklı değildir. Hukuk Genel Kurulu’nun 201/13-406 esas ve 503 karar sayılı emsal kararı da aynı doğrultuda olup, dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Hal böyle olunca, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nin ve dolayısıyla da Tüketici Mahkemesi’nin sabit ücretin miktarı konusunda bir değerlendirme yapması, açıklanan yasal düzenlemeler karşısında olanaklı olmadığı gibi sabit ücret miktarı da haksız şart teşkil etmemektedir.
Kaldı ki, sözleşme tarihi 2.4.1990 olup, 4077 sayılı yasa ve bu yasada 4822 sayılı yasayla yapılan değişiklik ve bu yasaya dayalı olarak çıkartılan Haksız Şartlar Yönetmeliği henüz yürürlükte değildir. Mahkemece bu nedenle 4077 sayılı yasa’nın değişik 6. maddesi’nin değerlendirilerek sözleşmenin 23. maddesinin haksız şart niteliğinde olduğUna ilişkin kabulü de hatalıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin kararının iptali gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davacı lehine BOZULMASINA, peşin alınan 18.40 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 8.3.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.