YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4946
KARAR NO : 2012/22837
KARAR TARİHİ : 11.10.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı Şirket, …’da toptan et işi ile iştigal ettiği sırada davalıya şirketin banka hesaplarından para çekme yetkisi verdiklerini, davalının … … şubesinden 2002-2006 yılları arasında piyasadan et almak için çektiği 2.000.000 TL’nin üzerinde bir parayı nerede kullandığını ispat edemediğini, davalının çektiği paraların 140.000 TL’lik kısmını eşi ve çocuğunun banka hesabına havale ettiğini ileri sürerek fazlası saklı kalmak üzere 10.000 TL’nın tahsilini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmuş, esastan da davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin vekalet akdine davayı olduğu, 1.2.2006 tarihinden sonra davalının para çekme işlemi olmadığı ve dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, vekilin özen görevine ve hesap verme yükümlülüğüne ilişkin olup, çözülmesi gereken sorun davalının vekaleten davacıya ait hesaptan çektiği iddia olunan paralardan sorumlu olup olmayacağı ve zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlayacağı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşmeden doğan 2012/4946-22837
Alacaklarda zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacağı tartışmasızdır. BK.nun 74.maddesi gereğince, borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile alacak muaccel olur, yine BK.nun 128.maddesi gereğince de zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Ne var ki, vadeye tabi olmayan iade borçlarında (vedia, vekalet gibi) borcun ne zaman doğacağı ihtilaflıdır. Bu konuda gerek yargı, gerekse doktrinde görüş birliği yoktur. Bir görüşe göre gerek vedia da ve gerekse vekalette zamanaşımı tevdi tarihinden başlar. Bir diğer görüşe göre ise, vekalet ilişkisinin sona erdiği tarihten başlamalıdır. (Turgut Uygur Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu 4.cilt Sh.4157) Turgut Uygur sözü edilen eserinde 30.4.1940 gün, 31/47 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına da atıfta bulunarak ikinci görüşü yani zamanaşımının vekalet ilişkisinin sona erdiği tarihten başlaması gerektiğini belirtmiştir. Eraslan Özkaya tarafından da, zamanaşımı başlangıç tarihinin vekalet sözleşmesinin son bulma tarihin olduğu hususunda baskın görüş bulunduğu kabul edilmiştir. (Eraslan Özkaya Vekalet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması Sh. 543). Diğer taraftan Prof. Dr. … Tandoğan Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri) isimli kitabının II. Cildinin 508. Sayfasında İsviçre Fedaral Mahkemesi kararına da atıfta bulunmak suretiyle vekalet sözleşmelerinde taraflar arasında vekalet ilişkisi devam ettiği sürece vekilin kendisine tevdi edilen kıymetleri saklamak ve idare etmek yükümlülüğü bulunduğundan zamanaşımı süresinin işlemesinden söz edilemeyeceğine vurgu yapmıştır. Vekilin bir yükümlülüğü de derhal hesap verme borcu olup, vekil derhal hesap verme borcu ve sorumluluğu nedeni ile tahsil ettiği tarih itibariyle temerrüt halindedir. Bu nedenledir ki, vekilin üzerinde kalan parasını müvekkiline faizi ile geri verme borcu, para borçlarına sözleşmesiz faiz yürütülmeyeceği kuralının bir istisnasıdır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20.3.1962 tarih ve 1961/7258 E., 2904 K. Sayılı kararı)
2011/3905-2012
Taraflar arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesine dayandığı açıktır. Vekalet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında; vekilin talimata uygun hareket etme borcu, özen borcu ve hesap verme borcu gelmektedir. BK.nun 392.maddesi hükmü gereğince, vekil, talep üzerine yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği herşeyi iade etmeye, iade edinceye kadarda almış olduğu şeyleri saklamaya zorunludur. Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekalet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet vekilin hesap vermesi ile veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. Bu ilkeler Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 11.6.2009 tarih ve 2012/4946-22837
2009/7997/10103 sayılı kararında da aynen benimsenmiştir. Yine, Yargıtay 15. Hukuk dairesinin yerleşik içtihatlarında da (15. H.D. 17.3.1976 tarih E.5464 K.1210, 1.12.1977 tarih, E.1984 K.2162) yüklenicinin sorumluluğunda zamanaşımı başlangıcının eserin teslim alma tarihi olduğu benimsenmiştir.
Gerçekten de, vekalet ilişkisi aynı zamanda aşırı güvene dayalı bir sözleşme ilişkisi olup, müvekkil vekiline güven duymak zorundadır. Şunu da belirtmek gerekir ki, zamanaşımı borcu söndüren bir savunma değil bir ödemezlik def’idir. Tereddüt olduğu hallerde zamanaşımı kurallarının daima müvekkil lehine yorumlanması gerekir. Aksinin kabulü hesap vermekten kaçınan kötü niyetli vekilleri ödüllendirmesi sonucunu doğurur.
Dava konusu olayda davalı vekil 8.2.2006 tarihinde davacı tarafından azledilmiş olup, davacı vekilin hesap verme yükümlülüğünün başlangıç tarihi en geç 8.2.2006 tarihidir. Az yukarıda açıklandığı üzere vekil hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden ve davalı azil tarihinden itibaren 5 yıllık süre geçmeden 2.2.2006 tarihinde açılmış olduğundan zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilemez. Mahkemece değinilen bu hususlar gözetilmek süretiyle davanın süresinde açıldığı kabul edilerek işin esasına girilip hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın davacı yararını BOZULMASINA, peşin alınan 21,15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 11.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.