Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/32164 E. 2015/23709 K. 09.07.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/32164
KARAR NO : 2015/23709
KARAR TARİHİ : 09.07.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı … temsilcisi … ve vekili avukat … geldiler. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı şirket, davalı avukatın takip etmiş olduğu dosyalarda vekaleten tahsil ettiği miktarları bildirmeyerek uhdesinde tuttuğunu, durumun öğrenilmesinden sonra alacaklarının tahsili için davalı hakkında takip başlattıklarını, ancak takibe haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, %40 icra inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiş, iş bu dava ile birleşen …. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2011/283 ve 2011/284 esas sayılı davalarda da, davalı hakkında aynı nedenlerle başlatmış olduğu iki ayrı icra dosyasına yapılan itirazların iptalini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiş, aynı mahkemenin 2011/218 esas sayılı dosyası ile açmış olduğu ve iş bu dava ile birleşen davasında ise, davacı-karşı davalı şirketten vekalet ücreti alacağı olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 20.000 TL ücret alacağının yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, “alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı avukatın icra dosyalarından para tahsil ederek müvekkiline vermediği, ne var ki davacı şirketin de devam eden ve sonuçlanan davalardan dolayı vekalet ücreti borcu olduğunu, tarafların bu şekilde karşılıklı alacak ve borç ilişkisi içinde oldukları, yapılan işlem ve takiplerde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı, davalı avukatın ücret talep edebileceği” belirtilerek, gerek asıl gerekse birleşen davaların, ilamda yazılı miktarlar üzerinden kabulüne karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dava, taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davacı şirket, davalı tarafından kendilerine vekaleten yapılan tahsilatların iadesi gerektiğini belirterek, davalı avukat ise ödenmeyen vekalet ücreti alacaklarının tahsili istemiyle eldeki davaları açmışlardır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” hükmü bulunmaktadır.
Öte yandan avukat, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabilir. Yasada avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber, Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin 2. maddesinde düzenlenen “…avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” hükümleri gereğince vekalet ücreti alacağının, üstlenilen işin bitmesi ile muaccel hale geldiğinin kabulü gerekir. Bu kabule göre avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini isteyemeyeceği gibi bu noktada hapis hakkını da kullanamaz.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir. Davalı avukatın, davacıya vekaleten tahsil etmiş olduğu miktarları şirkete bildirmediği gibi, uhdesinde tuttuğu tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Esasen mahkemenin kabulü de bu yöndedir. O halde davalı avukatın, davacı müvekkili tarafından 23.11.2010 tarihinde haklı olarak azledildiğinin kabulü gerekir. Az yukarda da değinildiği gibi, haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık azil tarihi itibariyle henüz kesinleşmeyen işler nedeniyle vekalet ücretine hak kazanılamaz. O halde mahkemece “haklı azlin” gerektirdiği sonuçlara göre bir inceleme ve değerlendirme yapılarak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre, tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ : 1. bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün davacı-karşı davalı şirket yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince, tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 3.883,35 TL. temyiz harcının davalı-…’e, 425,35 TL davacı …’ne iadesine, 09/07/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.