Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/37603 E. 2015/31534 K. 02.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/37603
KARAR NO : 2015/31534
KARAR TARİHİ : 02.11.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı; emekli, bekâr ve aynı zamanda ciddi sağlık problemleri olan diyaliz ve kalp hastası birisi olduğunu, doktorların zorunlu kalp ameliyatı olması gerektiğini söylediklerini, riskli olduğu söylenen kalp ameliyatı öncesinde davalının telkinleri ve “ölümü halinde maliki olduğu mal ve paranın mirasçılara intikali halinde devletin mirasçılardan çok para alacağı” konusunda kendisini ikna etmesi üzerine, davalı kardeşi ve dava dışı yeğeni …’ın tapulu evini ve banka hesabında bulunan 20.557,90 TL’yi davalıya, 20.557,80 TL’yi ise yeğeni …’a devrettiğini, sonradan ameliyattan vazgeçilmesi ve nispeten eski sağlığına kavuşmasından sonra devrettiği paraları ve evi geri vermelerini istediğini, ….’ın parayı geri verdiğini ancak davalının parayı geri vermediğini ve evin devrini tapuda gerçekleştirmediğini ileri sürerek davalıya verdiği paranın ödeme tarihinden itibaren tahsilini istemiş, birleşen davada ise davalı adına tescil edilen taşınmazın tapusunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, bankadaki paranın kendi parası olduğunu, evi de tapuda bedelini ödemek suretiyle davacıdan aldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, tarafları ve konusu aynı iki dava arasında bağlantı görülerek birleştirme kararı verilmiş, birleşen “tapu kaydının iptali” davasının reddine, alacak talebine ilişkin asıl davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacının banka havalesi ile davalıya 20.557,90 TL miktarında para gönderdiği ve davalının hesabında bu paranın bulunduğu ihtilafsızdır. Davacı, banka kaydının yanı sıra aynı zamanda tanık ve yemin deliline dayanmıştır.
Tanıklar, … ve … “davacının hasta olması ve ameliyatta ölüm riski sebebiyle dava konusu parayı davalıya verdiğini, ameliyattan vazgeçilince de geri istediğini” beyan etmişlerdir.
Davacının bu hususu içeren yemin sorusuna karşılık davalıya teklif edilen tamamlayıcı yemin de davalı “bankadaki paranın davacı tarafın kendisine olan borcu nedeniyle ödediği para olduğunu” ifade etmiş ve böylece yemin bölünmüş ancak bu beyan mahkemece bağlantısız birleşik ikrar kabul edilip, davalı tarafa ödünç verme olgusuna ilişkin delillerini bildirmek üzere kesin süre verilmiş, verilen kesin süre içerisinde ödünç verme olgusu ispatlanmadığından davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak davalının yemininin bölünmesi, “bağlantısız birleşik ikrar” olarak kabul edilemez. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar. Davalının, ikrar ettiği maddi vakıanın hukuki vasfının ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesi karşısında, somut olayda, basit (adi) veya bileşik ikrarın söz konusu olamayacağı çok açıktır. Zira her ikisinin de temel koşulu, ileri sürülen maddi vakıanın ve onun hukuki vasfının birlikte kabul edilmiş olmasıdır. Vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerekir. Bu yöndeki bir iradenin, diğer tarafı ispat külfetinden kurtardığı söylenemez. Yine, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceği benimsenmiştir. O halde, somut olayda davalının savunması, vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Çünkü vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir.
Öte yandan, davacının para havalesi işlemini davalının “ameliyatta ölümü halinde maliki olduğu mal ve paranın mirasçılara intikali halinde devletin mirasçılardan çok para alacağı” telkin ve iknası üzerine gerçekleştirdiği iddiası ispatlanmadığı gibi somut olayda dayanılan inançlı işlemin unsurları da oluşmamıştır.
Dava konusu uyuşmazlık, davacı tarafından davalının hesabına havale edilen paranın niteliği üzerinde toplanmaktadır.
Davacı, sağlığında yardımını gördüğü davalıya davaya konu edilen parayı riskli ameliyat öncesi öleceğini düşünerek rızası ile bağışlamış ve hesabına havale etmiştir. Ameliyat kararından vazgeçilince de geri istemiştir.
Davacı tarafından iddia edilen bu nitelikteki bir işlemin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri gereğince bağış niteliğinde bulunduğu açıktır. Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 295 ve devamı maddeleri gereğince bağıştan rücuya dayalı bedel isteğine ilişkindir.
Bağışlamadan dönme, bağışlayanın tek taraflı, bağışlanana varması gerekli bir beyanıyla bağışlamayı geriye yürürlü olarak ortadan kaldırmasıdır. Dönme hakkı, bir hukuksal ilişkiye son veren yenilik doğurucu haklardandır.
Ne var ki bağışlayan, ancak TBK 295. maddedeki koşullardan birinin varlığı halinde bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir.
Somut olaya ilişkin dosya içeriğinde, davalı bağışlanan davacı bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlediği ya da davacı bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davrandığı yolunda bir kanıt bulunmadığından bağıştan rücu koşullarının olayda gerçekleştiği kabul edilemez. Mahkemece, davacının bağıştan dönme koşullarını taşımadığı gözetilerek bu kalem isteğinde reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerden dolayı davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 2,50 TL. kalan harcın davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.