YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/38870
KARAR NO : 2015/34661
KARAR TARİHİ : 26.11.2015
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının …İcra Müdürlüğünün 2006/9085 esas sayılı dosyasında vekilliğini üstlendiğini, belirtilen icra dosyasında borçlu … Belediyesi tarafından davalı vekilin banka hesabına 310.338.01 TL ödeme yapıldığını, buna karşın davalı vekilin sadece 170.000 TL teslim ettiğini, geri kalan miktarı haksız olarak uhtesinde tuttuğunu, bunun üzerine davalının ahzukabz yetkisinden azledildiğini, davalının haksız bir şekilde uhdesinde tutmuş olduğu 140.338.01 TL miktarın tahsili hususunda davalı borçlu taraf aleyhine …. İcra Müdürlüğünün 2012/2557 esas sayılı dosyası üzerinden genel haciz yolu ile icra takibi yaptıklarını ancak takibe itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve % 40 icra inkar tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı taraf ile aralarında 31.12.2006 başlangıç tarihli Avukatlık Hizmet Danışmanlık ve Ücret Sözleşmesi düzenlendiğini, öncelikle dava tarihi itibariyle 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, esasa ilişkin olarak ise, davacı tarafın haketmiş olduğu bir kısım vekalet ücretlerini ödemediğini, takibe konu miktarı sözleşme ve Avukatlık Kanunu Hükümleri gereğince kendi vekalet ücretine saydığını, davacı taraftan halen alacaklı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, azlin haksız olduğu, davalı avukatın takas ve mahsup işleminin taraflar arasındaki sözleşmeye ve mevzuata uygun bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı, avukatı olan davalının, kendilerine ait alacağın bir kısmını hukuka aykırı şekilde uhdesinde tuttuğunu, bu bedelin tahsilini sağlamak için giriştikleri takibe haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerken, davalı ise haksız şekilde azledilmesi nedeniyle bakiye vekalet ücreti alacağı için ahzu kabz yetkisini kullandığını savunmuş olduğuna göre, davada öncelikle hapis hakkının, nasıl ve hangi şartlarda kullanılması gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanunu’nun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” hükmü bulunmaktadır.
Öte yandan avukat, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabilir. Yasada avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber, Avukatlık Kanunu’nun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin 2. maddesinde düzenlenen “ ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır” hükümleri gereğince vekalet ücreti alacağının, üstlenilen işin bitmesi ile muaccel hale geldiğinin kabulü gerekir. Bu kabule göre avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini isteyemeyeceği gibi bu noktada hapis hakkını da kullanamaz.
Avukatlık Kanunu’nun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir. Hapis hakkının kanunun öngördüğü amaca uygun şekilde ve gereği gibi kullanılmaması halinde ise yapılan azlin haklı olduğunun kabulü gerekir.
Hapis hakkı ve azille ilgili bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; taraflar arasında 2.1.2006 başlangıç tarihli avukatlık hizmet, danışmanlık ve ücret sözleşmesi mevcut olup, aylık ücret hanesi boş bırakılmıştır. Davalının, hukuki danışmanlık dışında davacının alacaklı sıfatı ile yer aldığı…. İcra Müdürlüğünün 2006/9085 sayılı icra dosyasını ve bir kısım işleri takip ettiği de çekişmesizdir. Dosya içerisinde bulunan taraflar arasındaki 22.12.2010 tarihli tutanakta, bahsi geçen bu icra dosyasında 229.443,71 TL nin tahsil edildiği, icra dairesince belirlenen yasal vekalet ve kısmi vekalet ile takip edilen başka dava dosyası için hakedilen vekalet ücretleri düşüldükten sonra bakiye 173.791,42 TL nin davacı şirket temsilcisine teslim edildiği yazılıdır. … İcra Müdürlüğünün 2006/9085 sayılı icra dosyasında borçlu tarafça bizzat alacaklı vekili davalının hesabına yapılan ödemelerin miktar ve tarihleri hükme dayanak bilirkişi raporunda gösterilmiştir. Buna göre 22.12.2010 tarihli tutanaktan sonra da 80.984,30 TL daha tahsil edilmiş olup, vekilin ahzu kabz yetkisine ilişkin yukarıda değinilen açıklamalar ışığında davalı avukatın bu tahsilat ve mahsuba konu ettiği alacakları ile ilgili olarak müvekkiline bilgi verdiğine dair ispata elverişli delil sunulamamış olmasına göre müvekkilin vekiline karşı güven ilişkisinin sarsıldığının ve azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece haklı azil halinde vekilin talep edebileceği ücrete ilişkin yasal düzenlemeler ve yerleşmiş içtihatlar gözetilerek davacının davalıdan iadesini isteyebileceği alacak miktarının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek varılacak neticeye göre hüküm kurulması gerekirken aksine düşüncelerle ve yazılı gerekçe ile davanın reddine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.