Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/40859 E. 2015/19256 K. 11.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/40859
KARAR NO : 2015/19256
KARAR TARİHİ : 11.06.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davacı vekili avukat…geldi, davalı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, bir kısım gayrimenkullerin satın alınması için davalıya vermiş olduğu paraların iadesi amacıyla taraflar arasında 05/10/2009 tarihli protokolün imzalandığını, protokolde davalının 2.148.000,00-TL borcunu 30/04/2010 tarihinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, hatta davalının bu borca teminat olarak …ayılı taşınmazı ipotek olarak gösterdiğini, protokolde kendisine düşen tüm edimleri yerine getirdiğini ancak yapılan tüm şifahi uyarılara ve gönderilen ihtarnamelere rağmen davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve borcunu ödemediğini, buna rağmen iyi niyet göstererek 02/10/2010 tarihinde borcun ödenmesi için ek bir protokol daha imzaladıklarını, davalının bonodan kaynaklanan borçları da eklenerek borcun toplam 2.350.000,00-TL olarak ödenmesinin kararlaştırıldığını,bu protokolünde davalı tarafından ihlal edildiğini, ipoteğin paraya çevrilebilmesi için alacağın tespit edilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00-TL’nin muaceliyet tarihi olan 30/04/2010 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; 24/01/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 2.350.000,00-TL’ye çıkarmıştır.
Davalı, söz konusu protokolün karşılıklı borç doğuran bir akit olduğunu, edimlerin birlikte ifa edilmesi gerektiğini, davacının protokolün 1. maddesindeki edimlerini yerine getirmediğini, 02/10/2010 tarihli belgenin ek protokol değil bir tutanak olduğunu, davacının 05/10/2009 tarihli protokoldeki edimlerini yerine getireceğine güvenerek düzenlendiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının 05/10/2009 tarihli protokoldeki edimlerini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında 05/10/2009 tarihli gayrimenkul ortaklığının giderilmesine ilişkin “Sözleşme” imzalandığı konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı, davalının bu sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmediğini, bu nedenle 02/10/2010 tarihinde ek bir protokol düzenlendiğini, davalının ek protokol ile 2.350.000,00-TL borçlu olduğunu kabul ettiğini ileri sürerek bu meblağın davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı ise davacının 05/10/2009 tarihli sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediğini, 02/10/2010 tarihli tutanağın ise davalının bu sözleşmedeki edimlerini yerine getireceğine güvenerek imzalandığını savunarak davanın reddini dilemiş; ilerleyen aşamalarda ise borcun ödendiğini ileri sürerek 08/01/2011 tarihli “İbraname ve Aynı Zamanda Muvafakatname ve Makbuzdur” başlıklı belgeyi sunmuştur. Davacı ise bu belgenin sahte olduğunu, orjinal haline ilaveler yapılarak oluşturulduğunu bildirmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen ve karşılıklı edimler içeren 05/10/2009 tarihli sözleşmeden sonra tarafların imzası inkar edilmeyen 02/10/2010 tarihli “Tutanak” başlıklı belgeyi düzenledikleri, bu belgenin davalının davacıya olan 2.350.000,00-TL borcunu nasıl ödeyeceğine ilişkin olduğu ve davacı için öngörülen bir edim bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda 02/10/2010 tarihli belge ile 05/10/2009 tarihli sözleşmenin yenilendiği, davalının hiçbir şart ileri sürmeden borcunu ikrar ettiği ortadadır. Zaten davalı da ilerleyen aşamalarda borcunu ödediğini ileri sürerek 08/01/2011 tarihli belgeyi sunmuş ve esasında borcu kabullenerek ödediğini ispatlamaya çalışmıştır. Ancak davacının 08/01/2011 tarihli muvafakatnameye itiraz etmesi üzerine … Kurumu …aldırılan 30.12.2013 tarihli bilirkişi raporunda; belgedeki imzanın davacının eli ürünü olduğu saptanmasına rağmen, yazılardaki satırların başlangıç hizalarının birbiriyle uyumsuzlukları, satır sonlarındaki kelimelerin kesmeleri ve alt satıra sarkan devam kısımlarındaki uyumsuzluklar, metin içerisinde yazıların ebat farklılıkları, sonradan eklenen kısımlardaki eski yazıları ezmeme gayretiyle oluşan kaçınma arazları birlikte değerlendirildiğinde belgeye ilk düzenlemeden sonra eklemeler yapıldığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Adli Tıp Kurumu raporu ekinde bulunan ve sonradan belgeye eklendiği kanaatine varılan bölümler çıkarıldıktan sonra kalan belgenin orjinal metninde ise ödeme yapıldığına ilişkin bir bölüm bulunmamaktadır. Hal böyle olunca bu belgeye dayanarak ödeme iddiasının kanıtlandığından bahsedilemez. Bu durumda mahkemece, davalının imzası ikrar edilen ve kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren 02/10/2010 tarihli belge uyarınca davacıya borçlu olduğu açık olup davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/06/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.