YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/42753
KARAR NO : 2015/35665
KARAR TARİHİ : 07.12.2015
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, avukat olarak davalının vekaletini üstlenerek davalı adına boşanma davası ve katkı payı alacağına ilişkin davaları takip ettiğini, davalı ile 25.000 TL vekalet ücreti üzerinden sözlü anlaşma yaptıklarını, bu aşamada haksız olarak azledilerek vekalet ücreti ve yaptığı harcama bedellerinin ödenmediğini, ve alacağı olan bedellerin tahsili amacıyla icra takibi yaptığını, davalının itirazı üzerine icra takibinin durduğunu ileri sürerek; icra takibine vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile, icra dosyasına yapılan itirazın 13.909 TL asıl alacak üzerinden iptaline ve asıl alacağın %20’si olan 2.781,95 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-İİK’nın 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra- inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesinin mümkün olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Açıklanan yasal kurallar ışığında, takip konusu alacak değerlendirildiğinde taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı, alacağın miktarının belirlenmesinin yargılamayı gerektirdiği ve borçlu tarafından belirlenebilir nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda hükmedilen alacağın likit olduğundan söz etmek mümkün değildir. Böyle olunca icra inkar tazminatına hükmedilmemesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeni bir yargılamayı gerektirmediğinden HMUK’un 438/7.maddesi gereğince hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davacının tüm ve davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının hüküm bölümünün 3. fıkrasında yer alan “Asıl alacağın %20’si olan 2.781,95TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ” cümlesinin hükümden çıkarılmasına, yerine aynen “Yasal koşulları oluşmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine” cümlesinin yazılmasına hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 2,50 TL. kalan harcın davacıdan alınmasına, peşin alınan 237,55 TL harcın davalıya iadesine, 07/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.