Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/45281 E. 2015/37341 K. 21.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/45281
KARAR NO : 2015/37341
KARAR TARİHİ : 21.12.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
İHBAR OLUNAN : … vekili avukat …

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar … davalı hastanede 05/08/2009 tarihinde davalı operatör Doktor …’in gerçekleştirdiği doğumla kızları …nın dünyaya geldiğini, doğum sonrasında kızlarının sağ kolunu oynatamadıklarını fark ettiklerini, doktora sorduklarında bir cevap alamadıklarını, bunun üzerine … bir uzmana götürdüklerini, bu durumun doktor hatasından kaynaklandığını ve 16-17 yaşlarına kadar çok zor ve ağır tedavi görmesi gerektiğini, davalı doktorun yanlış uygulaması nedeniyle bebeğin sağlığına kavuşamadığını, maddi manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek, küçük …için 2.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat, kendileri için ise ayrı ayrı 4.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile  birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.  
Davalılar, yapılan müdahalede herhangi bir tıbbi hatanın söz konusu olmadığını, gerekli özenin gösterildiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.  
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davalılarca temyiz edilmiştir.
Davacılar, davalı hastanede diğer davalı doktor tarafından gerçekleştirilen doğum nedeniyle çocuklarının sağ kolda kalıcı sağlık sorunu yaşadığını ileri sürerek, duydukları  üzüntü ve uğradıkları zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.  
Uyuşmazlık, bebekte oluşan sağlık sorununun doğum sırasında davalı doktorun herhangi bir kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın temeli, doğumu üstlenen doktor ve özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hâkimin doğrudan görevidir. (1086 sayılı HUMK. 76.md., 6100 sayılı HMK. 33.md.). Dava, davalı özel hastane ve doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır (dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK. 386, 390. md.). 
Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır.(BK.390/11) vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 ) o nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafifte olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor tıbbi çalışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak tedaviyi her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini göz önünde tutmalı onu gereksiz risk altına sokmamalı en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekte de mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz, özen göstermeyen bir vekil, BK. 394/1 uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.  
Somut olayda, davacı annenin davalı hastaneye yatırıldığı ve doğumun davalı doktor tarafından gerçekleştirildiği sabittir. Mahkemece alınan …. “annenin 05/08/2009 tarihinde miadında ağrılı gebe olarak hastaneye geldiği ve ikinci doğumu olan bebeğin doğum ağırlığının 4220 gr olup, gebenin vajinal doğuma bırakılma kararının doğru olduğu, bebekte ortaya çıkan brakial pleksus zedelenmesinin doğumun bir komplikasyonu olarak meydana geldiği ve yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu” belirtilmiştir.
Davacıların bu Rapora itirazları üzerine …alınan ikinci Raporda da, “doğum sonrasında bebek de meydana gelen brakiyal pleksus paralizisi doğumun bir komplikasyonu olduğu ve davalı doktora kusur atfedilmeyeceği” ifade edilmiştir.
Mahkemece bu raporlara itibar edilerek hüküm kurulmuş ise de davacılar, bebeğin 05.08.2009 tarihinde bırakial pleksus zedelenmesi tanısı ile sağ kolu sakat bir şekilde dünyaya geldiğini ve 06.08.2009 tarihinde sağ kolu askıya alınarak taburcu olduğunu, iyileşme olmayınca 22.09.2010 tarihinde…plastik ve rekonstrütif cerrahi ana bilim dalında sağ kolunda bırakial pleksus zedelenmesi tanısı ile ameliyat olarak taburcu edildiğini, ancak bebeğin yine iyileşmediğini ve bu Hastane tarafından 25.08.2011 tarihinde % 49 oranında özürlü raporu verildiğini, hükme esas alınan her iki raporunda çocuk incelenmeden ve dosya içindeki hastane belge ve bulgularına itibar edilerek ve burada yazılı bilgilerin tekrarlanarak düzenlendiğini ve yetersiz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Anılan raporlar, bu tip komplikasyona ne gibi durumlarda rastlandığı, doğum sırasında herhangi bir hata, ihmal olup olmadığı, gerekli özenin gösterilip gösterilmediği konularında yeterli açıklama içermediğinden, olayda davalıların kusurlu olup olmadığının tespitine yeterli değildir. Bu raporlara dayanılarak hüküm kurulamaz.
O halde mahkemece, gerek davalı hastanedeki doğuma ve tedaviye gerekse bebeğin sonradan götürüldüğü diğer hastanede yapılan ameliyat ve tedavilerine ilişkin tüm bilgiler, ameliyat ve tabela kağıtları, varsa çekilen filmler, inceleme raporları, epikriz ve … ile … alınan Raporun birlikte gönderilip, üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak konusunda uzman, akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi kurulundan, doğum sonrasında bebekte sağ kolda oluşan fonksiyon kaybından dolayı doktora atfı kabil bir kusur olup olmadığı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.  
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.