Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/18117 E. 2016/14299 K. 06.06.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18117
KARAR NO : 2016/14299
KARAR TARİHİ : 06.06.2016

… vekili avukat…. vekili avukat … aralarındaki dava hakkında … 14. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 13.6.2013 gün ve 20-253 sayılı hükmün Dairemizin 4.3.2014 tarih ve 28220-5941 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.

K A R A R

Davacı, davalı ile yapılan hizmet alım sözleşmeleri kapsamında davalının alt işveren olarak çalıştırdığı dava dışı işçi …’in kıdem tazminatı alacağı için açtığı alacak davası sonucunda kesinleşmiş mahkeme ilamına istinaden icra dosyasına 12.820.17 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, aralarındaki hizmet sözleşmesi ile eki belgelere göre çalışacak işçilerin İş Kanunu ve ilgili mevzuata göre bütün sosyal hakları ile tüm sorumluluğun yüklenici firmaya ait olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile ödemek zorunda kaldığı 12.820.17 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava dışı işçinin kendi bünyesinde çalıştığı dönem itibariyle sorumluluğunun bulunduğunu ve bu dönem dışında sorumluluğunun olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile, 2.411,07 TL alacağın 1.443.49 TL sinin 27.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 04.03.2014 tarih ve 2013/28220 Esas,2014/5941 karar sayılı ilamı hükmün bozulmasına karar verilmiş olup, bu kez davalı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, asıl işveren davacı Bakanlığın, davalı şirket tarafından çalıştırılan işçinin açmış olduğ dava sonrasında ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu olayda da davacı Bakanlık ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müteselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi karalaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir.
İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davacı bakanlık ile davalı şirket arasındaki sözleşmelerin 23. maddesinde sözleşme konusu iş ile ilgili çalıştıracağı personele ilişkin sorumlulukların, ilgili mevzuatın bu konuyu düzenleyen emredici hükümleri ile genel şartnamenin altıncı bölümünde düzenlendiği belirtilerek sözleşmenin eki genel şartnameye atıf yapılmış olup,sözleşmelerin eki genel şartnamelerde ise bu yönde bir düzenlemeye yer verilmediği tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmeleri ve eklerinde davalı yüklenici şirketin dava dışı işçinin kıdem tazminatı alacağından sorumlu olduğuna dair hüküm bulunmadığı anlaşılmakla, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davalı yüklenicinin kendi sorumlu olduğu döneme ilişkin kıdem tazminatının yarısından asıl işveren konumundaki davacının, diğer yarısından davalı yüklenicinin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Hemen belirtmek gerekir ki, somut olayda davacı Bakanlıktan tahsil edilen kıdem tazminatı alacağı, dava dışı işçinin sadece davalı şirket nezdindeki çalışmasını değil, dava dışı diğer alt işverenler nezdindeki çalışmalarını da kapsamaktadır. İşçinin çalışmış olduğu her bir alt işveren dönemine isabet eden işçilik alacaklarından, ilgili olan alt işveren sorumlu olacağından, davalı alt işverenin sorumluluğu da sadece kendi dönemi ile sınırlı olmalıdır. Davalının “son işveren“ olması da bu sonucu değiştirmez.
O halde mahkemece, son işveren olan davalının kıdem tazminatına ilişkin işçilik alacaklarından kendi dönemine isabet eden miktarların yarısından, asıl işveren konumundaki davacının, diğer yarısından davalı yüklenicinin sorumlu olduğu kabul edilerek, konusunda uzman bilirkişiden bu doğrultuda, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulması gerekirken dairemiz 2013/28220 Esas, 2014/5941 karar karar sayılı bozma ilamı ile zuhulen dava dışı işçinin kıdem tazminatı alacağından son işveren davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle esastan bozulmasına karar verilmiş olup, bu itibarla davalının bu yöne ilişkin karar düzeltme talebinin kabulü ile dairemiz bozma kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Dairemizin 04.03.2014 tarih ve 2013/28220 Esas, 2014/5941 karar numaralı bozma ilamının kaldırılarak mahkeme kararının karar düzeltme talebinde bulunan davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 06/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.