Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/3070 E. 2015/26538 K. 08.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/3070
KARAR NO : 2015/26538
KARAR TARİHİ : 08.09.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı avukat, 6.8.2003 tarihli vekaletname ile, bir kısım dava ve hukuki işlemleri takip ve sonuçlandırmak üzere davalı tarafından vekil tayin edildiğini, önalım, muhdesat aidiyet tespiti ve ortaklığın giderilmesi davalarında davalıyı temsil ettiğini, görevini özenle ve gereği gibi yerine getirmiş olmasına rağmen, davalı tarafından 17.8.2006 tarihli azilname ile haksız olarak azledildiğini, vekalet ücretlerinin ise ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 6.000,00 TL vekalet ücreti alacağının, azil tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, azlin haklı olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, “azlin haklı olduğu, davacının ancak kesinleşen davalar nedeniyle ücret talep edebileceği… Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2003/771 esas sayılı dosyasından hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafından tahsil edilmesi, yapılan anlaşmaya göre bu miktarın davacı üzerinde kaldığının ileri sürülmesi ve bu savunmaya açıkça karşı çıkılmamış olması nedeniyle bu dosyadan davacının ücret alacağının bulunmadığı,… Sulh Hukuk Mahkemesine ait 2003/945 esas sayılı dosyası nedeniyle 400 TL,… İcra Müdürlüğüne ait 2006/513 esas sayılı dosyası nedeniyle de 110 TL olmak üzere davacının toplam 510 TL maktu vekalet ücretine hak kazandığı” kabul edilerek, davanın bu miktar üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, davacı avukat tarafından vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı, vekaletten haksız olarak azledildiğini ileri sürerken davalı ise, davacının, ortaklığın giderilmesi ve muhdesatın aidiyeti davalarında vekalet görevini kötüye kullandığını, kendisine karşı açılmış olan muhdesatın aidiyeti davasında, taşınmazın hangi bölümlerinde hak iddia edildiğinin açıklattırılmasını, açıklanan taşınmaz bölümleri için davanın kendisi adına kabul edilmesi yönünde davacı avukata talimat verdiğini, ancak davacının talimata uymadığını, davayı kabul beyanında bulunmadığını, kararın kendisi açısından ağır külfetler getirmiş olmasına rağmen davacının verilen kararı kendisine bildirmediği gibi temyiz de etmediğini, bu nedenle zarara uğradığını, azlin haklı olduğunu savunmuştur.
Davacı ise replik dilekçesinde, muhdesatın aidiyeti davasında, davanın kabulü yönünde bir talimat verilmediğini, davanın tüm aşamalarından ve verilen karardan davacıyı zamanında bilgilendirdiğini, söz konusu karar, kısmen kabul kısmen red niteliğinde olduğundan, davacının talimatı ile temyiz etmediğini, bu hususun hakkında açılan ceza davasında da sabit olduğunu savunmuştur.
Gerçekten de davalı tarafından davacı avukat hakkında aynı iddialarla, “görevi kötüye kullanmak, görevi ihmal” suç isnadıyla …. Ağır Ceza Mahkemesine ait 2007/275 esas 2008/56 karar sayılı dosyası üzerinden açılan davada, yapılan yargılama sonunda davacı avukatın beraatine karar verildiği, kararın gerekçesinde, “sanığın, yazı işleri müdürü olan müşteki akrabasının şehir dışında yaşaması nedeniyle devamlı telefonla görüştüklerini bildirdiği, söz konusu telefon numaralarının taraflar arasındaki görüşülmesine dair döküm, kayıt ve bilirkişi raporu değerlendirildiğinde, sanığın temyiz etmediği bildirilen…Asiye Hukuk Mahkemesine ait 2004/190 esas 2005/82 karar sayılı davada, davalı olan …’ün, hakkında verilen kararın sonuç kısmında davanın kısmen kabulü ile fazlaya ilişkin istemin reddine dair kararın mahiyeti, sanığın savunmaları, yine özellikle telefon görüşmeleri CD çözümüne dair bilirkişi raporu karşısında, oluşan kanaat gereği katılanın muvafakatı ile davanın kısmen kabulüne dair kararın sanık tarafından temyiz edilmediği, sanığın olayda görevi ihmal suçunu işlediği yönünde kesin kanaat oluşmadığı, mevcut telefon görüşmeleri ve dosya kapsamındaki delillere göre şüphe doğduğu ve şüphenin de sanık lehine yorumlanması gerektiği” nin belirtildiği, söz konusu kararın temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2010/17267 esas, 2012/11500 karar sayılı 15.5.2012 tarihli kararıyla onandığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, …. Asiye Hukuk Mahkemesine ait 2004/190 esas 2005/82 karar sayılı dosyasında verilen kararın temyiz edilmemiş olması nedeniyle davacı avukatın azlinin haklı bir azil olarak kabul edilmesi gerektiği, yine alınan ek raporda da, ceza hakiminin verdiği beraat kararının hukuk hakimini bağlamayacağı, nitekim verilen beraat kararının, şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiğine ilişkin ceza hukuku ilkesi gereğince verilmiş olduğu, dolayısıyla söz konusu beraat kararının eldeki davada sonuca etkili olmadığı belirtilmiştir.
Oysa ki Türk Borçlar Kanunu’nun 74. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 53.) maddesi gereğince hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, mahkumiyet kararı ve tespit edilen maddi olgularla bağlıdır. Ceza mahkemesinden verilen karar ister beraat, ister mahkumiyet olsun, maddi olguların mevcut olup olmadığı hususunda hukuk hakimini bağlar. Gerçekten de ceza mahkemeleri, hukuk mahkemelerine göre çok daha geniş imkanlara sahip olduklarından, maddi olayların tespiti konusunda hukuk hakimine ceza mahkemeleri karşısında bağımsızlık tanınamaz. (Bkz. Prof. Dr. Ahmet Kılıçoğlu, “Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 19. Bası, sh. 494)
Somut olayda, davacı avukat hakkında ceza mahkemesinde açılan davada toplanan deliller ve özellikle taraflar arasındaki telefon görüşmelerinin CD çözümüne ilişkin bilirkişi raporu gereğince, “davacı avukatın takip etmiş olduğu…. Asiye Hukuk Mahkemesine ait 2004/190 esas ve 2005/82 karar sayılı davada, davanın kısmen kabulüne dair hükmün, katılanın (davalı müvekkilin) muvafakatı ile sanık (davacı avukat) tarafından temyiz edilmediği” ne ilişkin maddi olay sabit olmuş, kararın gerekçesinde de yer almıştır. Başka bir ifade ile söz konusu kararda, davalı müvekkilin talimatı ile “muhdesatın aidiyetine ilişkin kararın davacı avukat tarafından temyiz edilmediği” hususu açıkça belirtilmiştir. Her ne kadar ceza mahkemesince, kararın gerekçesinde bu yönde bir tespit yapıldıktan sonra, “şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği” belirtilmişse de, bu ifade, “davacı avukatın görevi ihmal suçunu işlediği yönünde delil bulunmadığı”, dolayısıyla bu yöndeki suç isnadının şüpheli olup, sübut bulmadığı anlamındadır. Yoksa, muhdesatın aidiyetine ilişkin davada verilen kararın, davalı müvekkilin talimatı üzerine temyiz edilmediği yönündeki maddi olgunun da şüpheli olduğu anlamında değildir. Zira bu konudaki maddi olgu, özellikle telefon görüşmelerine ait CD çözümleri ve diğer delillere göre net ve tereddütsüz olarak kararda yer almıştır.
Az yukarda da değinildiği gibi hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, tespit edilen maddi olgularla bağlı olduğundan, iş bu davada söz konusu ceza mahkemesine ilişkin kararın sonuca etkili olmadığına ilişkin alınan bilirkişi raporu yerinde değildir. Söz konusu raporda, azlin haklı olduğu, davacının …. Asiye Hukuk Mahkemesine ait 2004/190 esas ve 2005/82 karar sayılı karardan davalıyı bilgilendirmemesi ve davalının olurunu almadan kararı temyiz etmemesine dayandırılmışsa da, söz konusu hükmün, davalının muvafakatı ile davacı avukat tarafından temyiz edilmediği ve dolayısıyla kararın davalıya bildirildiğine ilişkin maddi olgu ceza mahkemesi kararı ile sabit olmuştur. O halde, azlin haklı olduğu konusundaki bilirkişi raporu hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Mahkemece, vekalet ücreti talep edilen…. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/771 esas sayılı dosyası yönünden, “söz konusu davada hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafından tahsil edilmesi, yapılan anlaşmaya göre bu miktarın davacı üzerinde kaldığının ileri sürülmesi ve bu savunmaya açıkça karşı çıkılmamış olması” nedeniyle söz konusu dosyadan davacının ücret alacağının bulunmadığı belirtilmiştir. Oysa ki davacı replik dilekçesinde, mahkemenin kabulünün aksine davalının bu yöndeki savunmasına karşı çıkmış, “anılan dosyada hüküm altına alınan yasal vekalet ücretinin, davalının ödemesi gereken vekalet ücreti olması hususunda herhangi bir anlaşma yapılmadığını, yasal vekalet ücretinin avukata ait olduğunu, söz konusu dosya nedeniyle yapılan bir ücret ödemesi bulunmadığını” belirtmiştir. O halde davalı,… Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/771 esas sayılı dosyası yönünden akdi vekalet ücretinin ödendiğini ispat edemediği gibi, Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesi gereğince avukata ait olan yasal vekalet ücretinin davacı avukat tarafından tahsil edilmiş olması da, akdi vekalet ücretinin talep edilmesine engel değildir. Bu durumda mahkemece bu dosya yönünden vekalet ücreti talebinin reddine karar verilmiş olması da, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) no’lu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA peşin alınan 24,30 TL harcın istek halinde iadesine, 08/09/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

1-Bir nolu bozma yönünden;
Somut olayda davacı avukatın azli haklıdır. Çünkü davacı, müvekkili aleyhine ağır hükümler içeren muhdesatın tespiti davasında verilen kararı temyiz etmeyerek açık bir şekilde vekalet görevini ihlal etmiştir. Müvekkil aksine bir talimat vermedikçe avukat mesleği gereği aleyhe olan kararı temyiz etmek zorundadır. Kararın temyiz edilmemesine ilişkin talimat verildiğini davacı avukat ispatla mükelleftir. Bu konuyla ilgili güveni sarsılan müvekkilin şikayeti sonucu davacı hakkında ceza davası açılması ve sonucunda beraat etmesi, eldeki davada azlin haklılığını etkilemez. Zira beraat kararı delil takdirine ilişkin olup ceza hukuku ilkeleri karşısında eylem suç oluşturmasa da vekalet ilişkisindeki hukuki sorumluluğu etkilemez. Hal böyle olunca haklı azil halinde davacı sadece azil tarihi itibariyle kesinleşmiş olan şufa davasındaki vekalet ücretine hak kazanır. Mahkemenin ortada haklı azil olduğu konusundaki değerlendirmesi yerindedir.
2-İki nolu bozmaya gelince;
Davacı avukatın işsahibi davalı adına açtığı 2065 TL bedelli şufa davasında verdiği hukuki yardıma ilişkin hüküm 29.01.2004 tarihinde kesinleştiğinden davacının yukardaki bedelin % 10 ile % 20 si arası takdir edilecek bir akdi vekalet ücretine hak kazandığı kabul edilip hüküm bozulmuşsa da davacı dava dilekçesinde iş sahibi ile aralarında yazılı bir ücret sözleşmesinin olmadığını, takip ettiği iki dosyada karşı yan vekalet ücretini tahsil ettiğini ancak izaleyi şuyu davasında yasal vekalet ücretini alamadığını belirterek açıkça akdi vekalet ücretini istememiştir. Eşdeyişle davacının talebi karşı yan vekalet ücretine ilişkindir. Bu nedenle talep konusu olmayan bir alacak hakkında farklı gerekçeyle mahkemece isteğin reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olduğundan hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düşüncesine katılmıyorum