Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/41209 E. 2017/6771 K. 01.06.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/41209
KARAR NO : 2017/6771
KARAR TARİHİ : 01.06.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Nida Mucuk geldi, karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğundda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalının dava dışı …’dan 15 adet canlı hayvan satın almak istediğini, ancak satıcı …’un davalıya güvenmediğini ve kendisinin garanti vermesi durumunda hayvanları satacağını söylemesi üzerine paranın tahsil edilebileceği konusunda garanti verdiğini ve satışın gerçekleştiğini, satış sırasında düzenlenen bonoya sehven asıl borçlu olarak kendisinin adının, kefil olarak da davalının adının yazıldığını, oysa hayvanları satın alan asıl borçlunun davalı olduğunu ve borcu ödeyip belge aldığını, kendisinin asıl borçlu olarak göründüğü senet borcunu ödediği gerekçesiyle hakkında icra takibi başlattığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitine ve davalının kötüniyetli olması nedeniyle lehine tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı, hayvan satımı nedeniyle düzenlenen bononun borçlusunun davacı olduğunu, kendisinin kefil olarak ödeme yaptığını ve asıl borçlu olan davacıya rücu ederek icra takibi başlattığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temiz edilmiştir.
Davacı, eldeki dava ile davalının hayvan alışverişi nedeniyle düzenlenen bonoya adının kefil olarak yazılması gerekirken sehven asıl borçlu olarak yazıldığını ve davalının söz konusu borcu ödedikten sonra hakkında icra takibi başlattığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı, asıl borçlunun davacı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiş, Mahkemece, tanık beyanları esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; davada ispat yükü davacıda olup, miktar itibariyle tanık dinlenemez, dinlenen tanık beyanları hükme esas alınamaz. O halde Mahkemece, ispat yükünün davacıda olduğu, iddiasını yazılı delil ile ispatlaması gerektiği ve yemin deliline de dayandığı gözetilerek yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşünce ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.