Yargıtay Kararı 14. Ceza Dairesi 2011/9868 E. 2013/2491 K. 11.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/9868
KARAR NO : 2013/2491
KARAR TARİHİ : 11.03.2013

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık …’nin yapılan yargılaması sonunda; eyleminin çocuğun alıkonulması suçunu oluşturduğunun kabulü ile şikâyetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine dair … 3. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 27.05.2008 gün ve 2008/31 Esas, 2008/268 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi O Yer Cumhuriyet Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Nüfus kaydına göre 11.10.1993 doğumlu olup suç tarihi itibarıyla 15 yaşını bitirmesine az bir süre kaldığı anlaşılan mağdurenin yaşı üzerinde durulup doğum tutanağının onaylı örneği getirtilerek resmî bir sağlık kuruluşunda doğmadığının anlaşılması halinde suç tarihindeki yaşı usulüne uygun olarak bilimsel biçimde saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle düşme kararı verilmesi,
Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.03.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

Sanığın aralarında gönül ilişkisi olan 14 yaş 2 aylık mağdure ile birlikte dedesinin evine gitme ve orada kalma eylemlerinde mağdurenin babası kızının bulunmasından sonra şikâyetçi olmadığını belirtmiştir.TCK.nın 109/1. maddesinde öngörülen suç, mağdurenin rızası dışında alıkonulması ya da rızanın hile ile cebir veya tehditle hukuka aykırı şekilde elde edilmiş olması dolayısıyla geçersiz bulunması ilkesine dayanmaktadır.
Medeni Kanunun 13. maddesine göre yaşının küçüklüğü yüzünden…… akla uygun davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. Yine aynı Kanunun 16. maddesine göre ayırt etme gücüne sahip küçükler yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça borç altına giremezler ise de, şahsa sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rızaya muhtaç bulunmamaktadırlar.
Bununla birlikte TCK.nın 234/3. maddesinde öngörülen hükme göre kanuni temsilcisinin rızası dışında evi terk eden çocuğun, ailesini haberdar etmeksizin yanında tutmak cezalandırılmayı gerektirir.
İddia konusu suçta sanık, 15 yaşını henüz doldurmamış, ayırt etme gücüne sahip mağdureyi onun rızasıyla ailesinin haberinin olmadığını ve onun evden kaçtığını bilerek yanında tutmuştur.
Mağdureye yönelik bir cinsel istismar suçu işlenmiş olsaydı, TCK.nın 103/1.-a maddesinde öngörülen yaş sınırı (bu yaştaki çocukların cinsel istismara açık olmaları ve rızalarına itibar edilemeyeceği düşüncesiyle, aynı Kanunun 109/1. maddesinin yaş nedeniyle bu yaştaki çocukların hürriyetten yoksun bırakılmasındaki rızasına da itibar edilemeyeceği ve suçun) hukuka aykırılık unsurunun dayanağını oluşturacağı ve bu suçun da sübut bulacağı kabul edilebilirdi.
Ancak, cinsel istismar olmadığına göre, ayırt etme gücüne sahip 14 yaşındaki mağdurenin sanıkla birlikte, mağdurenin isteği ile sanığın dedesinin evinde ayrı odalarda gecelemeleri, sanığın hürriyetten yoksun bırakma suçuna vücut vermeyecektir. Bu yaştaki mağdurenin velisinin haberi olmaksızın bilerek yanında tutulması TCK.nın 234/3. maddesinde öngörülen suçu oluşturacaktır. Mahkemece eylemin 234/3. maddede öngörülen suç kapsamında kabul edilip şikayetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi hukuken yerinde olduğundan, Dairemiz sayın çoğunluğunun hürriyetten yoksun bırakma suçuna ilişkin bozma kararına farklı düşüncelerle katılamıyoruz.