YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/2371
KARAR NO : 2016/2708
KARAR TARİHİ : 21.03.2016
Çocuğun cinsel istismarı suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda, …Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28.09.2015 tarihli ve 2015/44766 soruşturma, 2015/20181 Esas, 2015/1880 sayılı İddianamenin iadesine dair …10. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2015 tarihli ve 2015/95 sayılı iddianame değerlendirme kararına yönelik itirazın kabulü ile iade kararının kaldırılmasına ilişkin …1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.10.2015 tarihli ve 2015/752 değişik iş sayılı kararının;
Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 02.02.2012 tarihli ve 2011/27923 Esas, 2012/2008 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, “Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi”nde benimsenen, “Kişilerin Lekelenmeme Hakkı” ile “Eksiksiz soruşturma ve Tek Celsede Duruşma” prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarının mâkul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkûmiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yâni bir nev’i filtre görevi yapmaları gerekir. Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı Kanunun 160/2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir. Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede yargılamanın bitirilmesi hedeflenmiştir. Anılan Kanunun 174. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi hükmüne göre de “Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan” hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir. Somut olayda, 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanunun 59. maddesi ile değişik Türk Ceza Kanununun 103/1. maddesinin “Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde olduğu, 5237 sayılı Kanunun 103/6. maddesinde yer alan “Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. ” ibaresinin kanun metninden çıkartıldığı nazara alındığında, sanık hakkında uygulanacak Kanun maddesinin belirlenebilmesi ve hakkında hangi Kanun maddesinin lehe/aleyhe olduğunun değerlendirilebilmesi için her bir mağdura yönelik gerçekleştirilen eylemlerin ayrı ayrı suç tarihlerinin belirlenmesinin ve mağdurların maruz kaldıklarını iddia ettikleri eylemler nedeniyle beden ve ruh sağlıklarının bozulup bozulmadığı hususunda ki raporların alınmasının soruşturma evresinde yerine getirilmesi gerektiği, kaldı ki bir kısım mağdur aileleri ile sanık arasında husumet doğmasına yol açacak kavgaların bulunup bulunmadığı konusunda tarafların beyanı ile yetinilmeyerek belirtilen konu hakkında yürütülen soruşturma/ kovuşturma mevcut olup olmadığının belirlenerek mevcut ise dosyalarının suretlerinin dosya arasına alınıp yargılama aşamasında değerlendirilmesinin suçun sübutuna ilişkin mutlak delil niteliğinde olduğunun gözetilerek itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 29.12.2015 gün ve 94660652-105- 01-12876- 2015-E.27205/87196 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:
Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriğinin yerinde olduğu anlaşılmakla, …1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.10.2015 tarih ve 2015/752 D. iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 21.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.