Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/1371 E. 2006/2087 K. 27.02.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/1371
KARAR NO : 2006/2087
KARAR TARİHİ : 27.02.2006

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 7.10.2004 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.7.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 (önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için öngörülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tesbiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Dava genel yola çıkışı olmayan 2 parsel sayılı taşınmaz lehine, 5972 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulmasına ilişkindir.
Mahkemece, ifraz sırasında imar yoluna terk yapıldığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
5971 parselden izale-i şüyu ile ifraz olunan 281 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kuzeyindeki imar yolunun açılmamış olduğu mahkemece saptandığına göre davacının mutlak geçit ihtiyacı içinde bulunduğu açıktır. Gerçekten 29.4.1968 tarih ve 22/8 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında belirtildiği üzere açılmamış imar yollarının varlığı geçit ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Çünkü, imar planında yol olarak görülmekle beraber fiili uygulama olmadığı için halen özel mülk olma niteliğini koruyan taşınmazın yol olarak kullanılması her an mülkiyet hakkı sahiplerinin tehdidi altındadır. Ayrıca genel yola 5974 parsel numaralı methalden çıkışı bulunan 5971 parselden izale-i şüyu
ile bölünerek oluşan 281 ada 2 parsel sayılı taşınmazın bu bölünme neticesinde mutlak geçit ihtiyacının doğduğu görülmekle, bir taşınmazın paydaşları onu bölerken oluşacak parsellerin yollarını da sağlamak zorunluluğunda olup bu hususu taksim sırasında yerine getirmezlerse üçüncü kişilerin taşınmazlarından geçit hakkı tesisi istemleri de hakkaniyete uygun olmayacağından, tesis edilecek geçidin bölünen parseller üzerinde aranması hususunun göz önünde tutularak, davacı mutlak geçit ihtiyacı içinde olduğundan; yukarıdaki ilkeler doğrultusunda, alternatif olarak sunulan güzergahlardan uygun olanı seçilmek ve saptanan geçit bedeli depo ettirilmek suretiyle geçit hakkı kurulmalıdır.
Mahkemece değinilen yönler bir tarafa bırakılarak eksik araştırma ile davanın reddi yasaya aykırı olduğundan karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıdaki açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 27.2.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.