Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/11482 E. 2007/14688 K. 22.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/11482
KARAR NO : 2007/14688
KARAR TARİHİ : 22.11.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 24.12.2004 gününde verilen dilekçe ile haciz şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 5.4.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapu kaydındaki haciz şerhinin terkini istemine ilişkindir.
Davacılar 3 parsel sayılı taşınmazın dava dışı …’e satıldığını, ancak …’in kendilerini dolandırdığını, satış bedelini ödemediğini, bu nedenle aleyhine 1998/106 sayılı dosya ile tapu iptali ve tescil davası açtıklarını, taşınmazın tapusunun iptal edildiğini, ne var ki, …’in borçları nedeniyle taşınmaz kaydına haciz konulduğunu, mülkiyetin kendilerine geçmesi nedeniyle hacizden sorumlu olmadıklarını ileri sürerek haczin terkinini istemişlerdir.
Davalı, taşınmazın üzerindeki takyitlerle birlikte davacılar adına tesciline karar verildiğini savunmuştur.
Mahkemece tapu iptali tescil davasında sözleşmenin baştan beri geçersiz olduğu hususunun kabul edilmediğini, tapunun taraflar arsındaki protokol hükümlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle iptal edildiği, ayrıca dava sırasında haczin davacıların zararına kötü niyetli konulduğuna dair delil olmadığının de tartışıldığı gerekçe yapılarak dava reddedilmiştir.
Hükmü davacılar temyiz etmişlerdir.
Gerçekten haciz, kesinleşmiş icra takibinin konusu olan bir alacağın ödenmesini teminen borçluya ait ve haczi … bulunan mallara alacaklının İcra Müdürlüğü aracılığı ile el koymasıdır. İcra İflas Kanununun 91.maddesi hükmünce gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşya arasında kurulan ilişki Türk Medeni Kanununun 1010.maddesi uyarınca tapu kütüğüne şerh verilmekle de sonradan bu hakla bağdaşmayan hak kazanan kişilere karşı ileri sürülebilir hale gelir.
Eldeki davada da, dava konusu taşınmaz kaydına da 17.10.2000 tarihinde haciz şerhi işlenmiştir. Bu durumda, davalı alacaklının bu hakkına taşınmazın mülkiyetini sonradan kazanan kişilere karşı da ileri sürebilme olanağı elde ettiğinden söz edilebilir. Ancak, burada şerhin korumasından davalının yararlanmasını engelleyecek bir olgu söz konusudur. Şöyle ki, şerh konulduğu tarihte taşınmazın mülkiyeti davalı olup bu dava nedeniyle de taşınmazın kaydına ihtiyati tedbir şerhi işlenmiştir. Burada, ihtiyati tedbir şerhinin niteliği üzerinde kısaca durmakta yarar vardır.
Bilindiği gibi, uyuşmazlıkların çözümü için dava yolu tercih edildiğinde bu davanın belli bir süreci alacağı da bilinmektedir. İşte bu süreçte dava konusu hakkın elde edilmesini ortadan kaldıracak bir takım riskler söz konusu olabilir. Bu bağlamda da yargılama hukukunda kesin hukuki himaye sonucunun ortaya çıkmasına kadar yargılama öncesinde veya sonrasında meydana gelebilecek tehlikelerden ve sakıncalardan davalı veya davacıyı hatta üçüncü kişiyi korumak için yargı organlarınca verilen geniş veya dar kapsamlı geçici hukuki himaye tedbirleri öngörülmüştür(EjderYılmaz, Geçici Hukuki Himaye Tedbirleri, … 2001, C.I, s. 32.). Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 101 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir kurumu da geçici hukuki himaye tedbirlerinden birisi hatta en sık başvurulanıdır. Taşınmaz mülkiyetinin çekişmeli olduğu hallerde tasarruf yetkisini kısıtlayacak nitelikte verilen ihtiyati tedbir kararı(HUMK m. 101/I,1), Türk Medeni Kanununun 1010/I,1 maddesi gereğince de tapu kütüğüne şerh edilebilecektir.
Yargılama konusu yapılmış ve sonucunda mülkiyet aktarımına karar verilmesi muhtemel taşınmazlar hakkında verilen ihtiyati tedbir kararları bu kararların tapu siciline işlenildiği tarihten itibaren üçüncü kişiler için de alenilik oluşturur ve artık kayda verilen şerhten itibaren mülkiyet aktarımına engel teşkil ettikleri gibi, kayıt maliki borcundan ötürü ihtiyati haciz yada icra-i haciz alacaklıları içinde hüküm ifade ederler.
Yeniden somut olaya döndüğümüzde, davacılar dava konusu taşınmazın tapusunun iptali için 10.3.1998 tarihinde haciz şerhine konu alacağın borçlusu … aleyhine tapu iptali ve tescil davası açmışlar ve aynı tarihte de mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararı taşınmaz kaydına işlenmiştir. Böylece davacılar yargılama sonuna kadar dava konusu taşınmaz üzerindeki haklarını tedbir kararı ile geçici koruma altına almışlardır. Böylece taşınmaz üzerindeki malik tarafından yapılan tasarruflarda veya malik aleyhine yapılacak icra-i işlemlerde işlemin muhatabı üçüncü kişilerin Türk Medeni Kanununun 1023.maddesi korumasından yararlanmalarının önüne geçmişlerdir. Hal böyle olunca da ihtiyati tedbir şerhinden sonra konulan haciz şerhi nedeniyle lehtarının anılan 1023 madde korumasından yararlanacağından söz etmek mümkün değildir. Mahkemece tüm bu olgular gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle reddi doğru değildir. Karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 22.11.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.