YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/12668
KARAR NO : 2007/14162
KARAR TARİHİ : 15.11.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali tescil, mümkün olmazsa ödenen paranın iadesi davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 30.4.2007 gün ve 2007/2952-4697 sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde taraf vekilleri tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, maliki bulunduğu 8 parsel üzerindeki C Blok (16) numaralı bağımsız bölümün 26.11.2001 günlü sözleşme ile teminat amacı ile davalıya temlik edildiğini, sözleşmedeki borcun ödenmesine rağmen mülkiyetin iade edilmediğini, davalı üzerindeki kaydın iptali ile adına tescilini, ikinci kademede ise borca karşılık yapılan ödemeler sebepsiz kalacağından faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, temlikin dayanılan 26.11.2001 günlü sözleşmeden önce yapıldığını, ödemelerinde süresinde olmadığını, halen dahi davacının şirkete borcu kaldığını, sözleşme hükmünce geçersiz hale gelen sözleşmeye göre yapılan ödemelerin istenemeyeceğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece sözleşmede kararlaştırılan mülkiyet devri koşulları yerine gelmediğinden kaldı ki taşınmazın davacı tarafından davalıya rehin olarak verildiği de kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Dava inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise sebebi kalmayan ödemelerin tahsili istemlerine ilişkindir.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından inanana geri verme koşullarını içeren borçlandırıcı işlemlerdendir. Bu sözleşme tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, hem alacağın ve hem de mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere mal varlığına dair bir şey veya hakkı aynı amacı güden olağan hukuki işlemlerden dahi güçlü bir hukuki durum yaratarak inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvurur. Diğer bir ifade ile, bu işlemle borçlu alacaklısına malını rehin edecek yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde malının mülkiyetini geçirerek rehin haklarından daha güçlü daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı olarak yapılan temliki değinilen özelliklerinden ötürü taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda borcu kalır. Taşınmaz mülkiyeti inanılana geçmiştir. Taşınmazda inanarak satan borçlunun mülkiyet hakkı kalmadığı gibi alıcının bu mülkiyet hakkı üzerinde kurulmuş olan bir rehin hakkından da söz edilemez. Dairemiz kararında vurgulandığı üzere, teminat amaçlı yapılan temlik işlemleri Türk Medeni Kanununun 873.maddesindeki Roma Hukukundan gelen Lex commisaria yasağı kapsamı dışında kalır. Çünkü, buradaki inançlı temlik işlemi sözleşmeyle ifa yerine geçen edim için yani borcun ödenmesi karşılığı yapılmıştır. Bu bakımdan davacının dayandığı 26.11.2001 tarihli “protokol” başlıklı sözleşme geçerlidir. Davacı sözleşmedeki taliki şart yerine gelmediğinden inançlı temlikle davalıya devrettiği taşınmaz mülkiyetinin naklini açıklanan nedenle isteyemez. Sözleşmedeki ödeme şekli sözleşmeye göre yapılmadığından ödemenin Borçlar Kanununun 81.maddesinden yararlanılarak depo edilmek suretiyle mülkiyetin naklide istenemez.
Diğer taraftan 26.11.2001 günlü inanç sözleşmesinde ödemelerin davacı tarafından yapılacağı kararlaştırıldığından ve yapılan ödemeler tutarı da 44.972.176.610 TL olarak kabul edildiğinden sözleşmenin 7.maddesindeki hüküm de cezai şart niteliğinde olmadığından Dairemiz kararında geçen bilirkişilerin saptadığı ödemeler tutarının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalıdan tahsili gerekeceğine dair görüşte de bir yanılgı yoktur.
Yerel mahkeme kararı Dairemizce yasal ve hukuki dayanakları gösterilmek suretiyle ve ilamda yazılan nedenlerle bozulduğundan tarafların karar düzeltme istemleri HUMK.nun 440 maddesindeki nedenlerden hiçbirisine dayanmamaktadır. Bu nedenle tarafların yerinde olmayan karar düzeltme istemlerini reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçelerle, H.U.M.K.’nun 440. maddesinde gösterilen nedenlerden hiçbirisine uymayan tarafların karar düzeltme isteminin REDDİNE, aynı Yasanın 442/son ve 4421 sayılı Kanunun 2 ve 4/b-1 maddeleri delaleti ile takdiren, 160 YTL para cezasının düzeltme isteyenlerden ayrı ayrı tahsiline, red harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 15.11.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.