YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/14808
KARAR NO : 2007/15982
KARAR TARİHİ : 13.12.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.8.2006 gününde verilen dilekçe ile tespit istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; istemin kabulüne dair verilen 19.7.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, rodövans sözleşmesi ile maden arama ve işletme hakkını aldığı sahada maden rezervinin sözleşmede belirlenen miktarda ve nitelikte olmadığının tespitini istemiştir.
Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Tespit davası genel olarak “Bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının tespitine dair olan davadır.” şeklinde tanımlanabilir. Tespit davalarına ilişkin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuzda genel bir düzenleme bulunmamaktadır. İcra İflas Kanununun 72.maddesinde tespit davasından söz edilmiş, ayrıca bazı hallerde maddi hukuk tespit davasını bizzat düzenlemiş olabilir. Bu hallerde tespit davası yasal düzenlemedeki koşullarda incelenerek sonuçlandırılır. Açıklanan bu ayrık durumlar dışında, davalının bir şey yapmaya, vermeye veya belirli şeyleri yapmamaya mahkum edilmesi istemli eda davaları ile davacının mevcut bir hukuki durumunun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılmasını istediği inşai davalara ilişkin yasal düzenlemeler pozitif hukukumuzda yer almasına rağmen, tespit davalarına ilişkin genel bir yasal düzenleme Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuzda yer almaması nedeniyle tespit davalarının dinlenip dinlenemeyeceği uygulamada ve doktirinde tereddütlere yol açmıştır (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul, 2000 s.324 vd. Baki Kuru, Tespit Davaları, Ankara 1963 s.12 vd.).
Gerçekten, eda veya inşai dava açılması olanağının bulunmadığı yada bu tür davalarla hukuki korumanın sağlanamayacağı haller söz konusu olabilir. Diğer bir anlatımla, davacının bir hukuki ilişkinin tespitinde hukuki yararının bulunması halinde bu hukuki ilişkinin tespitini isteme olanağı bulunmalıdır. Aslında eda davasının içinde tespit istemide yer almaktadır. Davalı aleyhine eda hükmü kurabilmek için öncelikle hukuki ilişkinin tespiti zorunludur. Eda davasında verilen hüküm iki aşamalı olup tespit ve edayı içermektedir. Ancak az yukarıda da değinildiği gibi hak sahibinin her zaman eda davası açması koşulları bulunmayabilir. Bu nedenlerle doktirinde kabul edildiği gibi uygulamada da tek başına açılan tespit davalarının dinlenebileceği kabul edilmiştir. Bu husus “Tespit davası da eda davasının öncüsü durumundadır. Henüz şartları tamam olmadığı için açılamayan eda davası için ilerideki hukuki ilişkinin belli edilmesi bakımından kesin delil olarak kullanılmak üzere tespit davası açılabilir….” şeklindeki 7.7.1965 tarih 1965/5-1965/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça belirtilmiştir.
Görülüyor ki, artık uygulamada davacının bir hukuki ilişkinin varlığının yada yokluğunun tespiti istemiyle dava açabileceği hususunda bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak, tespit davasının dinlenebilmesi için iki koşulun bir arada gerçekleşmesi gerekir. Bunlar yanlar arasındaki hukuki ilişki ve bu hukuki ilişkinin varlığı yada yokluğu hususunda davacının hukuki yararının bulunması zorunluluğudur.
Somut olayda, davacı, davalı yan ile imzaladığı rödovans sözleşmesine konu alanda yeterli rezervin bulunmadığının tespitini istemektedir. Yukarıda yapılan açıklamalara döndüğümüzde, tespit davasının dinlenebilmesi için bulunması gereken iki koşuldan birincisi olan yanlar arasında hukuki ilişkinin varlığı hususunda çekişme de bulunmamaktadır. Ancak, davacının maden rezervinin sözleşmede belirtilen nitelik ve miktarda olmadığının tespitini istemesinde hukuki yararının varlığından söz edebilmek mümkün değildir. Zira, açılacak olan inşai veya eda davasında, öncelikle sözleşmeye konu alanda yeterli rezervin bulunup bulunmadığı üzerinde durularak uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilecektir. Diğer bir anlatımla davacı açacağı eda veya inşai davada istediği hukuki korumayı sağlama olanağına sahiptir. Hal böyle olunca da, mahkemece hukuki yarar bulunmadığından davacının tespit isteminin reddi gerekirken kabulü karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 13.12.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.