YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/15051
KARAR NO : 2007/15908
KARAR TARİHİ : 13.12.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 6.8.2004 birleşen dosyada 28.7.2005 gününde verilen dilekçeler ile tapu iptali tescil ve karşı davada ölünceye kadar bakma akdinin iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptali tescil davasının kabulüne, bir kısım davanın reddine dair verilen 20.10.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım dosyanın davacıları vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılar hak düşürücü sürenin geçtiğini, esasen davacının bakım sözleşmesinin karşı yanı olan … ’in evlatlığı olduğunu, ahlaki görevini yerine getirdiğini, miras bırakanları …’nin hukuki ehliyeti bulunmadığını, davanın reddini,
Karşı davalarında ise; 24.5.2000 günlü ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptalini ileri sürmüştür.
Mahkemece asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ve karşı davacılar temyiz etmiştir.
Mahkemece doğru olarak saptandığı üzere ölünceye bakıp gözetme sözleşmesi taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen ivazlı sözleşme türündendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı sözleşme konusu eşyanın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. Kuşkusuz, sözleşmenin yapıldığı tarihte bakım alacaklısının özel bir bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bakım ihtiyacı sözleşmeden sonra da doğabilir. Alacaklının ölümüne kadar kısa bir sürenin
geçmesi de sözleşmenin geçerliliğine etkili değildir. Diğer yandan, özel bakımı gerektiren durumlarda bakıp gözetme sözleşmesi yapılması ahlaka aykırı da telakki edilemez.
Ne var ki, ölünceye kadar bakma sözleşmesi taraflarının yasanın öngördüğü herhangi bir nedenle ehliyetten yoksun bulunduğu iddiası her zaman ileri sürülebilir. Gerçekten; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını algılama, değerlendirebilme ve ayırt edebilme gücü bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kazanma ve borç altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Türk Medeni Kanununun “ayırt etme gücü” başlıklı 13. maddesinde yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biri ile akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan bir kimsenin ayırt etme gücüne sahip olduğu vurgulanmış, bu arada ayırt etme gücünü ortadan kaldıran önemli bazı nedenlere değinilmiştir. Öte yandan, yasanın 15. maddesinde kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı hükme bağlanmıştır. Aynı kural 11.6.1941 tarih ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da benimsenmiştir.
Bu genel anlatımlardan sonra somut olaya gelince;
Davalı ve karşı davacıların miras bırakanı … 1914 doğumludur. 20.11.2000 tarihinde 86 yaşında iken ölmüştür. Dosyada yer alan diğer bilgilerden de iradesi ile vesayet makamına başvurarak ve yaşlılığını ileri sürerek kendisine Anamur Sulh Hukuk Mahkemesinin 1998/181-208 sayılı dosyasında davacı …’i vasi tayin ettirmiş, daha sonra vesayeti gerektiren nedenlerin ortadan kalktığını belirterek, vesayeti 27.4.2000 tarihinde kaldırmıştır. Davanın dayanağı olan ölünceye kadar bakma sözleşmesini 24.5.2000 tarihinde yaptığı, bu sözleşmeden kısa bir süre sonra 20.11.2000 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Gerek vesayet kararının alındığı gerekse vesayetin kaldırıldığı dava dosyalarında davalı ve karşı davacıların miras bırakanı … …’in durumunu saptayan doktor raporları mevcut ise de, her iki raporun gerekçeleri farklıdır. Diğer yandan, taraflar miras bırakanın sözleşmenin yapıldığı tarihteki durumu konusunda maddi bir olgu olması nedeniyle tanık da dinletebilir. Bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve
mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar son derece önemli olduğundan ve karşı davadaki iddia ehliyetsizliğe dayandığından mahkemece muris … …’in sözleşmenin yapıldığı tarihteki hukuki durumunun yöntemince açıklığa kavuşturulması zorunludur.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, ehliyetsizlik iddiasına ilişkin olarak gösterilecekse tarafların tanıklarını dinlemek, dava dosyasında yer alan diğer dosyalarda yer alan tabip raporlarından da yararlanmak suretiyle bu konudaki en yetkili sağlık kurulu ve özellikle adli tıp kurumundan miras bırakan … …’in sözleşmenin yapıldığı tarihteki hukuki ehliyetini sorup saptamak ve karşı dava sonucu hakkında bütün bu inceleme ve araştırmalar neticesine uygun hüküm kurmak olmalıdır. Karşı davanın eksik inceleme ve araştırma ile reddi doğru olmamıştır.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın iadesine, 13.12.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.