YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2954
KARAR NO : 2007/7730
KARAR TARİHİ : 19.06.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.1.2004 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 22.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 19.6.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı ve vekili Av. … … ile karşı taraftan davalı ve vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, 80 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 12 numaralı bağımsız bölümü satın aldığını, ancak 1/2 payının ileride kendisine devredilmek üzere davalı adına tapu tescil edildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği gibi inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, makine ile yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış, parmak izli veya mühürlü senetler gibi.) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK.nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delil ile ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Somut olayda da davacı taşınmazın 1/2 payının kendisine ait olduğuna ve ileride mülkiyetin kendisine devredileceğine dair açıklamaları içerir davalı imzasını taşıyan 12.10.2000 tarihli “beyanımdır” başlıklı belgeye dayanmıştır. Davalı ise, belge altındaki imzanın kendisine ait olmadığını, imzası kendisine ait olsa bile belgenin davacı tarafından doldurulmuş olabileceğini, bu hususta Cumhuriyet Savcılığına dolandırıcılık iddiası ile şikayette bulunduklarını belirtmiştir. Mahkemece, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/8051 sayılı soruşturmasında belgenin incelendiği, Kriminal Polis Laboratuvarı Dairesi Başkanlığına ait 12.6.2006 tarihli raporda “…12.10.2000 tarihli belge altındaki imzanın müşteki ve şüphelinin eli mahsulü olduğu hususunda müspet veya menfi bir neticeye varılamadığı…” sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten, senet altındaki imzanın kendisine ait olduğu ileri sürülen taraf senetteki imzayı inkar ederse diğer bir anlatımla sahtelik iddiasında bulunursa (HUMK.m314) senetteki imzanın kime ait olduğu anlaşılıncaya kadar senet delil olarak kullanılamaz (HUMK.m.317). Mahkemede imzanın savcılık soruşturması sırasında kime ait olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davacının dayandığı belgeye değer vermemiştir. Ancak, mahkemenin hükmüne dayanak yaptığı bilirkişi incelemesinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 308-313. maddeleri kapsamında öngörülen yöntem uyarınca yapılıp yapılmadığı açık değildir. Kaldı ki, Kriminal Polis Laboratuvarı Dairesi Başkanlığı imza incelemesi yönünden yetkili tek mercii olmadığı gibi verdiği raporların mahkemeyi kesin olarak bağlayıcılığı da söz konusu değildir.
Yukarıdan beri yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının dayandığı belge imzanın davalıya ait olması halinde davacı yan yararına inanç sözleşmesini kanıtlayan belge niteliğini taşıdığından mahkemece, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun öngördüğü yöntemle imzasını inkar eden tarafa isticvap ile yazı yazdırması imza uygulaması yaptırması tarafın resmi merciiler önünde ve diğer kurum ve kuruluşlarda atmış olduğu imza örneklerinin bulunduğu belgelerin temin edilerek getirtilmesi ve bundan sonra imza incelemesi yapmakla görevli kurumlardan birisinden rapor aldırılması gerekir. Bu yöntem incelenmeden denetime uygunluğu saptanamayan bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonuca gidilmesi doğru değildir. Karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 500.00 YTL duruşmka vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 19.6.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.