Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/724 E. 2007/1739 K. 26.02.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/724
KARAR NO : 2007/1739
KARAR TARİHİ : 26.02.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı-k.davalı … vekili tarafından, davalılar-k. davacılar …ve …., aleyhine 11.11.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil karşı dava sözleşmenin iptali tenkis istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 19.10.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar-k.davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, yerel mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 26.2.2007 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
(Muhalif)

MUHALEFET ŞERHİ
Asıl dava ölünceye kadar bakma sözleşmesi uyarınca tescil, karşı dava ise ehliyetsizlik iddiasına dayalı sözleşmenin iptali istemlerine ilişkindir.
Mahkemece asıl dava kabul edilmiş, sözleşmenin iptali istemine ilişkin karşı dava reddedilmiştir.
Bilindiği üzere ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükler. Bir ivazlı sözleşme olan ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinde bakım alacaklısı sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.
Karşı davada bakım alacaklısının beyin ameliyatı geçirdiği, bakım sözleşmesinin murisin ağır hastalığı nedeniyle alışılmışın aksine noterde değil murisin evinde düzenlendiği, sonuç olarak sözleşme yapma ehliyetinin bulunmadığı iddia edilmiştir.
Gerçekten davranışlarını, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt etme gücü bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, yükümlülük altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim bu hususa Türk Medeni Kanununun 9.maddesinde değinilmiş ve “ fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleri ile hak edinebilir ve borç altına girebilir” hükmü getirilmiştir. Yasanın 10.maddesinde ise fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile reşit olma kabul edilmiş, “ayıt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır” hükmüne yer verilmiştir.
Ayırtım gücü ile ilgili 13.maddede “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biri ile akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu Kanununa göre ayırt etme gücüne sahiptir” denilerek ayırtım gücünün bir bakıma tarifi yapılmıştır. Burada hemen belirtilmelidir ki, Türk Medeni Kanununun 15.maddesinde de ifadesini bulduğu üzere ayırtım gücü olmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz. Demek oluyor ki, bir kimsenin sözleşme ehliyetinin tespiti şahıs ve mamelek hukuku bakımından meydana getirdiği sonuçlar itibariyle son derece önem taşır.
Somut olayda; karşı davacılar murisin sözleşme ehliyetinin bulunmadığını ileri sürdüğüne göre bu husus yöntemince araştırılmalıdır. Her ne kadar, biçimine uygun noterde düzenlenen 30.9.2002 günlü sözleşmenin ilk sayfasında noterlikçe “ilgililerden ….,’a Yenişehir merkez Sağlık Ocağı Tabipliğinden verilmiş 30.9.2002 tarih ve 569 sayılı sağlık raporundan ölünceye kadar bakma sözleşmesi işlemi yapma yetenekleri olduğunun görüldüğü” yazılı ise de, dosyada bu rapor dahi mevcut değildir. O halde, karşı davadaki ehliyetsizlik iddiasına dayalı dava sebebinin üzerinde durulduğunu söylemek mümkün değildir.
Hal böyle olunca, taraflardan karşı dava konusu hakkında gösterecekleri tüm delilleri toplanılmalı, dinlenen tanıklardan bu yönde açıklayıcı doyurucu bilgileri alınmalı, ehliyetsiz olduğu iddia edilen murise ait ameliyat dönemini de kapsar doktor raporları, hasta müşahade kağıtları, film grafileri getirilmeli, temyiz kudretinin yokluğu iddiası salt biyolojik nedenlerle değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan bunun belirlenmesi hakimlik mesleğinden daha çok tıbbi bir konu bulunduğundan en yetkili sağlık kurulundan özellikle adli tıp kurumundan rapor alınarak saptanmalıdır.
Mahkemece karşı davadaki ehliyetsizlik iddiası üzerinde durulmaksızın asıl davanın kabulü karşı davanın ise eksik inceleme ve araştırma ile reddedilmiş olması doğru değildir.
Mahkeme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerektiğinden çoğunluğun onamaya ilişkin görüşüne katılmıyorum.