YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/12549
KARAR NO : 2009/2777
KARAR TARİHİ : 05.03.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 16.05.2003 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki miktar fazlası kaydının terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 05.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 6106 ada 10 ve 8, 23 ada 11, 12, 22 parsel sayılı taşınmazlardaki Hazine fazlalığı bulunduğuna dair belirtmenin terkini istemi ile açılmıştır.
Davalı …, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava konusu 23 ada 11 parsel sayılı taşınmazın 28.03.1945 tarihinde kadastro işlemi sırasında 8997 m2 yüzölçümündeki zeytinli tarla vasıfı ile Eylül 1934 tarih 33 numaralı tapu kaydına dayanılarak, 23 ada 12 parsel 23.08.1945 tarihinde kadastro işlemi sırasında 9716 m2 yüzölçümündeki tarla vasfı ile 03.01.1944 tarih 1, 03.05.1943 tarih 4 ve 6 numaralı tapu kaydına dayanılarak, 23 ada 22 parsel sayılı taşınmazda 12 parselin dayanağı olan tapular uyarınca 28.03.1945 tarihinde kadastro işlemi sırasında 4636 m2 yüzölçümündeki tarla vasfı ile tespitleri yapılmış, tutanaklar 18.03.1947 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu olan diğer 6106 ada 10 ve 8 parsel sayılı taşınmazlarda parselasyon planı uygulaması ile 23 ada 11 ve 22 parsellerden gelmiştir. Taşınmazların kadastro tutanaklarında ve tutanağa dayanak tapu kayıtlarında Hazine fazlalığının bulunduğuna dair kayıt yer almaktadır. Bu nedenle de 10.10.1947 tarih 932 sayılı yazı ile Hazine fazlalığının olduğunun Defterdarlık Makamına bildirildiğine dair kayıtlar tapuyada işlenmiştir. Şimdi davacı 16.05.2003 tarihinde açtığı eldeki dava ile kayıtlarda yer alan belirtmenin terkinini istemektedir.
Burada üzerinde durulması gereken sorun, kayıt maliki olan davacının kayıttaki belirtmenin terkini için açacağı davada 3402 sayılı Kadastro Kanununun geçici 4/3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulmasıdır. Gerçekten dava konusu taşınmazın kadastro işlemi 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanununa göre yapılmıştır. Kadastrosu bu kanun hükümleri gözetilerek yapılmış ve tutanakları kesinleşmiş bulunan taşınmazlar için 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait davanın 3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılması gerekir. Eldeki uyuşmazlıkta kadastro tutanağı kesinleşmiş, 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın 3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlük tarihi olan 10.10.1987 tarihinden sonraki bir yıl içinde yani 10.10.1988 tarihine kadar açılmış bulunması zorunludur. Dava ise 16.05.2003 tarihinde açıldığından, davalı … yararına olan belirtmenin kaldırılmasına ilişkin istemin dinlenme olanağı yoktur. Yargıtay Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2009 tarih ve 2009/14-12/79 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Diğer taraftan davacı, Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki 4070 Sayılı, tapu fazlalıklarının Hazine’ye ait olduğuna ilişkin tapu kayıtlarında şerh bulunan taşınmaz mallardaki fazlalıkların bedeli karşılığı tapu maliki veya mirasçılarına satılmasına dair 4706 ve 4706 Sayılı Kanunda değişiklik yapan 4916 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvurulduğunu da ileri sürmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece re’sen gözetilmesi zorunlu hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın reddinde usul ve yasaya aykırılık yoktur.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine, 05.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.