Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2008/13686 E. 2009/2784 K. 05.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/13686
KARAR NO : 2009/2784
KARAR TARİHİ : 05.03.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11.04.2007 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki miktar fazlası kaydının terkini istenmesi üzerine bozma ilamına da uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.07.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, 45163 ada 3 parsel kaydındaki “2355 m2 Hazine fazlalığı vardır” şeklindeki belirtmenin terkini istemi ile açılmıştır.
Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmaz 24.12.1935 tarihli ve 43 numaralı tapu kaydına dayanılarak 04.02.1944 tarihinde kesinleşen kadastro çalışmaları sonucu 8420 m2’lik bağ ve dam vasfı ile gerçek kişi adına tescil edilen 169 ada 3 parselin çeşitli ada ve parsellere revizyon görmesi sonucu oluşmuştur. Dayanak kayıtta “2355 m2 fazlalık olup, 05.10.1946 tarih 1345 numarası ile Defterdarlığa bildirilmiştir” şeklinde yer alan belirtme dava konusu taşınmaza “2355 m2 Hazine fazlalığı vardır” şeklinde aktarılmıştır. Belirtme 24.12.1935 tarihli ve 43 numaralı tapu kaydında ve kadastro tutanağında da Hazine fazlalığı vardır şeklinde yer almakta olup eldeki dava 11.04.2007 tarihinde açılmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken sorun, kayıt maliki olan davacının kayıttaki belirtmenin terkini için açacağı davada 3402 sayılı Kadastro Kanununun geçici 4/3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulmasıdır. Gerçekten dava konusu taşınmazın kadastro işlemi 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanununa göre yapılmıştır. Kadastrosu bu kanun hükümleri gözetilerek yapılmış ve tutanakları kesinleşmiş bulunan taşınmazlar için 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait davanın 3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılması gerekir. Eldeki uyuşmazlıkta kadastro tutanağı kesinleşmiş, 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın 3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlük tarihi olan 10.10.1987 tarihinden sonraki bir yıl içinde yani 10.10.1988 tarihine kadar açılmış bulunması zorunludur. Dava ise 11.04.2007 tarihinde açıldığından, davalı Hazine yararına olan belirtmenin kaldırılmasına ilişkin istemin dinlenme olanağı yoktur. Yargıtay Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2009 tarih ve 2009/14-12/79 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Diğer taraftan davacı, Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki 4070 Sayılı, tapu fazlalıklarının Hazine’ye ait olduğuna ilişkin tapu kayıtlarında şerh bulunan taşınmaz mallardaki fazlalıkların bedeli karşılığı tapu maliki veya mirasçılarına satılmasına dair 4706 ve 4706 Sayılı Kanunda değişiklik yapan 4916 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvurulduğunu da ileri sürmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece re’sen gözetilmesi zorunlu hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın reddinde usul ve yasaya aykırılık yoktur.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 05.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.