YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/14272
KARAR NO : 2008/15332
KARAR TARİHİ : 15.12.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.07.2002-03.07.2003 gününde verilen dilekçeler ile ipoteğin fekki ve tesbit istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.07.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, ipoteğin terkini ve menfi tespit istemlerine ilişkindir.
Birleştirilen davada davacı 11.04.2002 tarihli ipotek aktinin iptali ile tapu kaydından terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, ipotek alacaklısı … diğer davalı ile davacı arasındaki ilişkilerin kendisini bağlamayacağını, iyi niyetli olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Davalı, … savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece asıl davanın kabulü ile ipotekli borç miktarının 11.000,00 YTL olduğunun tespitine, bu miktarın da bono ile teminat altına alındığının saptanmasına, birleştirilen davanın da kabulüne, 11.04.2002 tarihli ipoteğin iptali ile tapu kaydından terkinine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılardan … temyiz etmiştir.
Bu davada öncelikle davacı … ile vekili olan davalı … arasındaki vekalet ilişkisinin hüküm ve sonuçları üzerinde durulması gerekmektedir.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet ilişkisini düzenleyen hükümleri uyarınca vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve yasanın 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekaletini iyiniyetle ifa ile mükellef olduğu hükme bağlanmıştır. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve gerçek iradesine uygun hareket etmek, onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanununun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen bütün özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yapılan sözleşme vekil edeni bağlar ve geçerlidir. Bu gibi durumlarda vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi bu sorun vekil ile vekalet eden arasında nihayet bir iç sorun olarak kalır.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya durumun özelliği icabı bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yazılı dürüst davranma kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilir.
Eldeki davada, dinlenen tanıkların davalı …’un hilesinden ve vekalet görevini kötüye kullandığından bahsettikleri, diğer davalı …’in vekil …’la el ve iş birliği içersinde davranarak kötü niyetinden haber vermedikleri görülmektedir. O yüzden yukarıda sözü edildiği üzere davalı … diğer davalı vekil …’un kötü niyetini bilen kişi olmadığından vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi bu sorun davacı ile davalılardan … arasında bir iç sorun olarak kalır. Kısaca vekil …’un diğer davalı ipotek alacaklısı ile yaptığı sözleşme geçerlidir. Alacağın ayrıca senetle teminat altına alınması da aynı alacağın ipotekle teminat altına alınmasını engellemez.
Bütün bu hukuki saptamalardan sonra mahkemece gerek asıl, gerek birleşen davanın reddi yerine istek yanılgılı değerlendirmeyle hüküm altına alındığından, karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 15.12.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.