YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/386
KARAR NO : 2009/965
KARAR TARİHİ : 29.01.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu kaydındaki zilyetlik ve muhdesat belirtmesinin terkini davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 07.10.2008 gün ve 2008/9297 – 11127 sayılı ilamiyle bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı maliki olduğu 6799 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine yazılan “Bu parseldeki ev …’e aittir” ve “… oğlu … zilyetliğindedir” belirtmelerinin silinmesini istemiştir.
Davalı …, davayı kabul etmiş, diğer davalı … mirasçısı … davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 3402 sayılı Yasanın 12. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir. Karar Dairemizce;
“1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
2- HUMK.nun 92. ve devamı maddelerinde düzenlenen davayı kabul, iki taraftan birinin, diğerinin talep sonucuna muvafakat etmesidir.
Kural olarak; tarafların dava konusu üzerinde tasarruf yetkileri bulunduğundan, yani medeni usul hukukunda taraflarca tasarruf ilkesi uygulandığından, davanın açılmasından sonra hüküm kesinleşinceye kadar davanın kabulü mümkündür. Yine belirtmek gerekir ki kabul karşı tarafın rızasına bağlı değildir. Etkisini onun yapanın … yönlü irade beyanı ile doğurur.
Davalı …’in kabul beyanı nazara alınarak lehine tapu kaydına yazılan “Bu parseldeki ev …’e aittir” belirtmesinin silinmesine karar
verilmesi gerekirken davanın tümü ile reddi doğru değildir” şeklinde, davacının hak düşürücü süre yönünden temyiz istemi reddedilerek karar bozulmuştur.
Davacı bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Davacının iddiası; 2 parsel sayılı taşınmaz kaydında bulunan “… oğlu … zilyetliğindedir. Ev …’e aittir.” şeklindeki belirtmenin gerçeği yansıtmadığı, taşınmazın 1976 yılından beri kendi zilyetliğinde olduğu ve belirtmede sözü edilen evin de bulunmadığı şeklindedir. … de bu iddiayı doğrulayarak davayı kabul etmiş, ancak … mirasçısı davanın reddini savunmuştur.
Dava konusu imar uygulamasıyla oluşan 2 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 208 parsel sayılı taşınmazın 24.08.1963 tarihinde kadastro tespiti yapılmış, tutanağı 20.08.1984 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı, kadastro tutanağı düzenlendikten ancak tutanak kesinleşmeden önceki dönemde oluşan zilyetliğine dayanarak kayıttaki belirtmenin terkinini istemektedir. Bilindiği gibi, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesi gereğince tutanakta belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodon önceki nedenlere dayanarak itiraz olunamaz. Mahkeme de davacının zilyetlik kaydının terkini isteğini bu hükme dayanarak hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle incelememiştir. Ancak, yukarıda değinildiği gibi davacının zilyetlik iddiası kadastro tutanağı düzenlendikten sonraki döneme ilişkindir. Davacı, kadastro sonrası nedene dayandığına ve taşınmazda halen mülkiyet ve zilyetlik iddiasında bulunduğuna göre işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken istemin reddi doğru olmamış, Dairemizin yukarıda belirtilen kararının 1.bendinin kaldırılarak, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 2008/9297 – 11127 sayılı 07.10.2008 tarihli bozma kararının 1.bendinin KALDIRILARAK, kararın yukarıda açıklanan nedenle de BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde iadesine, 29.01.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.