YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5033
KARAR NO : 2009/5744
KARAR TARİHİ : 07.05.2009
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.11.2007 gününde verilen dilekçe ile mecra hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 03.02.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 744. maddesi uyarınca mecra irtifakı kurulması isteğine ilişkindir. Anılan madde uyarınca “Her taşınmaz maliki zararın tamamının önceden ödenmesi koşuluyla su yolu, kurutma kanalı, gaz ve benzerlerine ait boruların, elektrik hat ve kablolarının, başka yerden geçirilmesi olanaksız veya aşırı ölçüde masraflı olduğu takdirde, kendi arazisinin altından veya üstünden geçirilmesine katlanmakla yükümlüdür.”
Mecra irtifakı kurulması istemine ilişkin davalarda, irtifak hakkı taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine irtifak hakkı kurulması istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına mecra irtifakı kurulacak taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise, dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Mecra irtifakı kurulması isteğine ilişkin davalar, özünü komşuluk hukuku ilkelerinden alması nedeniyle yapılacak araştırma ve incelemede, öncelikle davacının mecra ihtiyacının bulunup bulunmadığı saptanmalıdır. İhtiyacın saptanması halinde de, çevre taşınmazların tamamının üzerinde irtifak hakkı kurmaya elverişli olup olmadığı incelenip, hukukun genel bir ilkesi olan “fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi” uyarınca taraf yararları da gözetilerek en az masrafı gerektiren ve bundan da en az zarar görecek kişi taşınmazı üzerinden mecra irtifakının bağlanacağı su, elektrik, gaz ve benzerine ait yol ya da kaynak ile yararına mecra hakkı kurulan taşınmaz arasında kesintisiz bağlantı sağlayacak şekilde kurulmalıdır. Ayrıca mecranın niteliği, nasıl ve hangi araçlarla geçirileceği ayrıca belirlenerek kararda gösterilmelidir.
İrtifak hakkının bedeli, taşınmazların niteliğine göre uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak saptanmalı ve bedel hükümden önce mahkeme veznesine depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Anılan maddenin son fıkrası uyarınca, istem halinde gideri davacı tarafından karşılandığında mecra hakkının tapu siciline kaydına da karar verilmelidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı, 582 parsel sayılı taşınmazı yararına davalılara ait 332 parsel sayılı taşınmazdan mecra irtifakı kurulmasını istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, mecra irtifakı için dava dışı 475 parsel sayılı taşınmazın daha elverişli olduğu, davacının bu taşınmazdan mecra irtifakı kurulmasını istemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
6200 sayılı Devlet Su işleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Yasanın 24/c maddesi “Sulanan ve kurutulan arazi sahalarıyla sulama ve kurutmadan istifade edebilecek ve edemeyecek arazi hudutları Genel Müdürlükçe tespit ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığının teklifi üzerine bakanlıkça tespit olunur” hükmünü, 5286 sayılı Yasa ile değişik 3202 sayılı Köye Yönelik Hizmetler Hakkındaki Yasanın 2. maddesi ise “… Devletçe ikmal edilmiş sulama tesislerinden alınan veya her ne suretle olursa olsun tarım alanlarında bulunan suyun tarımda kullanılması ile ilgili arazi tesfiyesi, tarla başı kanalları, tarla içi sulama ve drenaj tesisleri gibi tarım sulaması hizmetlerini ve bu konularda gerekli işlemleri yapmak, sulama suyu ihtiyacı saniyede 500 litreye kadar olan suların tesislerini kurmak ve işletmelerini sağlamak, aynı mahiyette evvelce yapılmış tesisleri ikmal, ıslah ve tevsi etmek ve işletmelerini sağlamak, (Baraj ve elektrik istihsaline matuf regülatör inşası
bu hükmün dışındadır. Saniyedeki sarfiyatı 500 litreden fazla olan sular üzerinde yapılacak tesisler için Devlet su işleri Genel Müdürlüğünün muvafakatı gerekir)” hükümlerini içermektedir.
Bilirkişilerce düzenlenen 17.7.2008 tarihli bilirkişi raporu ve krokisinden, davacı taşınmazına bağlantı yapılabilecek Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce yapılmış iki adet sulama kanalı bulunduğu, bunlardan K.27.2 numaralı kanalın davacıya ait taşınmazın doğu yönünde, K.27.1 numaralı kanalın ise batı yönünde olduğu, batıdaki sulama kanalı ile davacı taşınmazı arasında kurutma kanalı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan yasa hükümleri nazara alınarak davacı taşınmazının hangi sulama kanalından sulanması gerektiği, bu konuda plan ve projenin olup olmadığı araştırılarak ve özellikle batıdaki sulama kanalına bağlantı yapılması halinde kurulan mecranın kurutma kanalından geçmesi gerektiğinden bu hususun sakınca yaratıp yaratmadığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünden sorulmak suretiyle en uygun alternatif saptanmalıdır.
Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadan mecra irtifakı için en uygun alternatifin K.27.1 numaralı sulama kanalına yapılacak bağlantı olduğu, davacının da bu kanaldan mecra irtifakı kurulmasını istemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 07.05.2009 tarihinde oy birliği ile karar verildi.