Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/8123 E. 2009/10511 K. 07.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8123
KARAR NO : 2009/10511
KARAR TARİHİ : 07.10.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.02.2008 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 03.04.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili ve davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne davalı … vekilinin duruşma isteminin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davacı, maliki bulunduğu 31 parsel sayılı taşınmaz yararına davalılara ait taşınmazlardan geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, davacının 31 parsel sayılı taşınmazı yararına 28.10.2008 günlü krokiye göre 281 parsel sayılı taşınmazda geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Hükmü, aleyhine geçit kurulan 281 parsel sayılı taşınmazın paylı maliklerinden davalı … vekili ve davalı … vekili temyiz etmişlerdir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası
davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Öncelikle, dava 32 ve 281 (eski 33) parsel sayılı taşınmazlar aleyhie açılmış, yargılama sırasında 32 parselin 190 ve 30 parsel sayılı taşınmazlarla tevhit edilerek 289 parsel olduğu keşifler sırasında bilirkişiler tarafından belirtilmiş, ancak bu işlemle ilgili tapu sicil müdürlüğünden gerekli kayıt ve belgeler istenmemiş, numarası yazılı parsellerin son durumunun ne olduğu saptanmamış ve tevhitten sonraki halini gösterir krokilerde getirilmemiştir.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların bulunduğu yerde 02.07.2008 ve 15.10.2008 tarihlerinde iki kez keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Ne var ki, bu keşiflerden sonra düzenlenen bilirkişi raporlarında 281 parsel sayılı taşınmazdan kurulacak geçit yerinin uygun olduğu belirtilmekle birlikte, her iki raporda bu geçit yerinin “yüzölçümü, üzerinde bulunan ağaçların sayısı ve değerleri ile bu güzergahtaki havuza (kuyu) ilişkin farklı açıklamaların bulunduğu görülmektedir. Bu raporlardan ikinci keşif sonucu düzenlenen rapora itibar ile karar verilmiş ise de, mahkemece bunun gerekçesi kararda açıklanmamıştır.
Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda 32 sayılı parselin diğer parsellerle tevhidi sonucu oluşan durumu gösterir tüm kayıtlar getirtilmeli, geçit kurulabilecek tüm alternatifler incelenmeli ve değerlendirilmelidir. Geçit hakkı davalarında geçit ihtiyacı içinde bulunduğu tesbit edilen taşınmazların genel yola bağlantısı sağlanırken, davacıların sübjektif koşullarına, kişisel arzularına değil, objektif esaslara göre karar verilmelidir. O halde, mahkemece uzman bilirkişi veya bilirkişilerin katılımı ile mahallinde yeniden keşif yapılarak, bilirkişilerden keşfi izlemeye ve hüküm kurmaya elverişli ve yeterli rapor düzenleyerek geçit verilebilecek tüm alternatifleri göstermeleri ve değerlendirmeleri istenmeli, bunun sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Belirtilen hususlar dikkate alınmaksızın tüm alternatiflerin araştırılması ve incelenmesi yapılmadan birbirinden farklı bilgiler içeren bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden ve gerekçesi açıklanmadan sonraki tarihli düzenlenen kroki ve rapora itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 07.10.2009 tarihinde oybirilği ile karar verildi.