Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/8747 E. 2009/10057 K. 30.09.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8747
KARAR NO : 2009/10057
KARAR TARİHİ : 30.09.2009

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.04.2007 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 04.03.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacıya ait 448 parsel sayılı taşınmaz yararına 52 ve 53 parsel sayılı taşınmazlardan geçit kurulmasına karar verilmiştir.
Hükmü, 52 parsel sayılı taşınmaz maliki davalı … temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Somut olaya gelince;
Yukarıda açıklandığı gibi geçit istemlerinin karşılanmasında fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi asıldır. Aleyhine geçit kurulan 52 parsel sayılı taşınmaz 5929 m2, alternatif olarak gösterilen dava dışı 48 parsel sayılı taşınmaz ise 34625 m2’dir. Ayrıca, bu şekilde geçit kurulması durumunda 52 parsel sayılı taşınmazın geçit kurulacak güzergahı üzerindeki ağaçların kesilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, 48 parsel sayılı taşınmazın tercih edilmeme gerekçesi olarak malik sayısının fazla oluşu gösterilmiş ise de malik sayısının fazla olmasının geçit istemlerinin karşılanmasında nazara alınması gerekli değildir. 18.09.2007 tarihli fen bilirkişisi rapor ve krokisinden davacıya ait 448 parsel sayılı taşınmazın 48 numaralı parselin kuzey sınırı ile 53 numaralı parselin doğu sınırını takip eden güzergahtan genel yola ulaşma olanağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan bu güzergah fedakarlığın denkleştirilmesi prensibine daha uygun olup, geçit ihtiyacı buradan karşılanmalıdır.
Hal böyle olunca, mahkemece davacıya 48 parsel sayılı taşınmaz malikleri aleyhine dava açması için süre verilmeli, dava açıldığı taktirde eldeki dava ile birleştirildikten sonra yukarıda açıklandığı üzere bir hüküm kurulmalıdır.
Açıklanan bu yön göz ardı edilerek yasal olmayan gerekçeler ile 52 parsel sayılı taşınmazdan geçit kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 30.09.2009 tarihinde oy birliği ile karar verildi