YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10729
KARAR NO : 2010/10751
KARAR TARİHİ : 18.10.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 06.05.2009 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men’i ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 16.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava konusu … 567 parsel numaralı taşınmazına, sınır çekmek ve hak iddia etmek suretiyle müdahale eden davalının kal suretiyle müdahalesinin men’ini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazı kayınpederine ait olması nedeniyle kullandığını, tarladan toprak aldığını; keşif sonrası beyanında ise taşınmazın davacıya ait olduğunu, bundan sonra hak iddia etmeyeceğini bildirmiştir.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş; hüküm Dairemizin 29.03.2010 tarihli ve 2010/2407 E. 3371 K. sayılı ilamı ile özetle “…dosyada yer alan 29.09.2009 tarihli fen bilirkişileri rapor ve krokisinde, davalının davacıya ait 567 parsel numaralı taşınmazın (A) harfi ile gösterilen 270 m2’lik kısmına tecavüz ettiği ve yine 01.10.2009 tarihli ziraat bilirkişisi raporunda belirtilen dava konusu bu kısma davalı tarafından topraktan set yapılarak sınır oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporlarına göre, davacı taşınmazına davalının müdahalesi sabit olduğundan davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmamıştır….” gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK’nun 388. maddesinde bir kararın kapsaması gereken hususlar belirtildikten sonra 389. madde ile de, kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür. Aksi halde taraflar hükmün infazı sırasında yeni bazı uyuşmazlıklar içine düşebilir.
Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Hüküm fıkrası, kararın esası olup kanunda “hüküm” kelimesi yalnız hüküm fıkrası için kullanılmıştır. Bu nedenle mahkemece, hüküm fıkrasında mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalıdır. Hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır.
Mahkemece, bozma kararına uyulmasına rağmen sadece davanın kabulüne şeklinde karar verilmiş olup, davalıya yüklenen borcun başka bir deyişle kal suretiyle müdahalenin men’ine karar verilen kısım açık şekilde gösterilmeden, hükmün infazı sırasında yeni bazı uyuşmazlıklar doğuracak şekilde hüküm tesisi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 18.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.