YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1111
KARAR NO : 2010/4251
KARAR TARİHİ : 13.04.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 03.10.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil ve muhtesatın aidiyetinin tespiti istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tapu iptali ve tescil isteğinin reddine, tespit isteğinin kabulüne dair verilen 20.10.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili, duruşmasız olarak davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 13.04.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Av…. ile karşı taraftan davacı vekili Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 3367 sayılı Kanun gereğince köy tüzel kişiliği tarafından satışa çıkartılan 104 ada 2 parsel numaralı taşınmazın bedelini kendisinin ödediğini, yasal engeller nedeniyle tapunun babası adına düzenlendiğini, devir yasağı sona ermeden babasının öldüğünü belirterek tapu kaydının iptali ile adına tescil ve taşınmaz üzerindeki muhdesatın kendisine ait olduğunun tespiti isteğinde bulunmuştur.
Davalılar davanın reddine savunmuşlardır.
Mahkemece tapu iptali ve tescil davasının reddine, dava konusu parsel üzerindeki muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Hükmü davacı ve davalılar temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve dosya kapsamına göre davalıların temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2- Dava inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal, tescil ve muhtesatın aidiyetinin tespiti isteğine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Dava konusu 104 ada 2 numaralı parsel 05.09.1988 tarihinde dava dışı köy tüzel kişiliği adına 22.12.1998 tarihinde yapılan satış ile de … ‘ya devir edilmiştir. Davacı satış bedelinin kendisi tarafından ödendiğini, devir yasağı kalktıktan sonra mülkiyetin iade edileceğini belirtmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere inanç sözleşmesi inanılanın eli ürünü olan yazılı belge veya yazılı delil başlanğıcı niteliğindeki bir belgenin bulunması halinde tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanabilir. Davacının dayandığı 10.10.1998 tarihli bononun altındaki imzanın muris … ‘ya ait olduğu bilirkişi raporu ile saptanmış ise de davacının bu bononun dava konusu parsel ile ilgili olarak düzenlendiği yönündeki iddiasının kabulü HUMK’nun 298/1. Maddesinde belirtilen senette bulunan çıkıntı ve aynı şekilde senedin metninde veya ekinde kazıntı ve silinti ayrıca onaylanmamışsa inkar halinde yok sayılır şeklindeki düzenleme gereğince yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı olarak kabulü mümkün değildir. Mahkemece bu senede değer verilmemiş olması açıklanan nedenle doğru ise de davacı dava dilekçesinde delillerin belirtilen sair delil ibaresine de yer vermiş olduğundan davalı yana yemin teklifinde bulunup bulunmayacağı hatırlatılmaksızın davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalıların temyiz itirazlarının yukarıda 1.bentte yazılı nedenlerle reddine, davacının temyiz itirazlarının 2.bentte yazılı nedenle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya geri verilmesine, 750.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 03.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.