YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11219
KARAR NO : 2010/12975
KARAR TARİHİ : 25.11.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.08.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydından haciz şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine, dahili davalılar hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 02.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, dava dışı kooperatif aleyhine 4024 ada 3 parselde bulunan A Blok 9 numaralı bağımsız bölüm tapusunun iptali ve adına tescili için mahkemenin 2007/43 sayılı dosyasında dava açtığını, davanın mevcudiyetinin kayda 28.02.2007 tarihinde ihtiyati tedbir yoluyla işlendiğini ve sonuçta lehine hüküm kurulduğunu, buna rağmen davalı …’ün kayıt maliki kooperatiften alacaklı olduğundan bahisle tapu kaydına 11.02.2008 tarihinde icrayi haciz şerhi işlettiğini, haciz şerhinin yasaya aykırı olduğunu ve kaydın adına tescil edilemediğini, davalı tarafından kayıt üzerine işlenen 11.02.2008 tarihli haciz şerhinin kaldırılmasını istemiştir.
Davalı … davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davaya dahil edilenler bakımından karar verilmesine yer olmadığına, davalı … hakkında açılan davanın ise reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya toplanan deliler ve tüm dosya içeriği ile bir kimse davaya dahil edilmek suretiyle taraf durumunu almayacağına ve onun leh ve aleyhinde hüküm kurma olanağı bulunmadığına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Burada öncelikle ihtiyati tedbir kararının niteliği üzerinde kısaca durulması gerekmektedir. Toplumsal yaşamın gereği olarak kişiler arasında meydana gelen çekişmelerin iradi olarak bir çözüme ulaştırılamaması halinde çözümün dava ve yargılama süreci içerisinde aranması gerekir. Fakat dava ve yargılama, az veya çok belli bir sürenin geçmesini gerektirir. Bu zaman içersinde hızlı bir şekilde karara bağlanmayı icap ettiren vakıaların olması muhtemeldir. Ayrıca uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak bir takım kayıplar da gündeme gelebilir. Bu nedenlerle dava süreci başlamadan veya dava süreci bitinceye kadar mevcut risklerin ortadan kaldırılması amacıyla “geçici hukuki himaye tedbirleri” ne başvurulur. HUMK’nun 101. ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir de esas hakkındaki hükme kadar taraflar açısından davanın uzamasından kaynaklanan sakıncaları gidermek ve geçici hukuki koruma sağlamak, böylece davacının açmış olduğu davayı kazanması halinde dava konusu olan şeye kavuşmasını daha dava sırasında güvence altına almak amacıyla başvurulan geçici hukuki himaye tedbiridir.
Somut olayda, davacının tapu iptali ve tescil davası açması üzerine dava konusu taşınmazın tapu kaydına 28.02.2007 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi işlenmiştir. Böylece, davacı yargılama sonucuna kadar dava konusu taşınmazın tapu üzerindeki haklarını tedbir kararıyla geçici koruma altına almıştır. Zira ihtiyati tedbir kararı tapu siciline işlendiği tarihten itibaren artık üçüncü kişiler için de alenilik meydana gelir ve kayda konulan şerhten itibaren mülkiyet aktarımına engel teşkil eder ve o andaki kayıt malikinin borcundan ötürü ihtiyati haciz ya da icrayi haciz alacakları için konulan şerhler hüküm ifade etmez. Gerçekten de Türk Medeni Kanununun 1020. maddesi hükmü gereğince “tapu sicilinin açıklığı prensibi” uyarınca tapuyla ilgili işlem yapan herkesin kaydı araştırması, halin icabı ve hayatın olağan akışı gereği olduğundan hiç kimse tapu sicilindeki bu kaydı bilmediğini ileri süremez. Kaldırılması dava konusu yapılan şerh ihtiyati tedbir kararının tapuya işlendiği 28.02.2007 tarihinden sonra 11.02.2008 tarihinde konulduğundan, kural olarak yararına şerh konulan kimse kötü niyetli kabul edilir ve bu karinin aksi ancak davalı tarafından kanıtlanabilir. Davalı, kötü niyetli olmadığını kanıtlayacak bir savunma ve delil getirmediğinden, mahkemece davanın kabulü yerine bazı gerekçelerle reddi doğru değildir.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, hükmün 2. bent uyarınca BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 25.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.