Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/1292 E. 2010/2621 K. 10.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1292
KARAR NO : 2010/2621
KARAR TARİHİ : 10.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 04.04.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil ve tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptal tescil isteminin kabulüne, tazminat isteminin reddine dair verilen 28.05.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

_K A R A R_

Dava, 21.03.2001 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ve aynı tarihte düzenlenen adi yazılı sözleşmeler uyarınca 449 ada 3 sayılı parselde yapılan C Blok 2. kat 9 numaralı bağımsız bölümün tescili ve 5140.TL ceza alacağının tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapıdaki 9 numaralı bağımsız bölümün davalılar adına olan kaydının iptali ile davacı adına tesciline, cezai şart alacağına ilişkin davanın reddine, davacının mahkeme veznesine yatırdığı 4000 TL’nin karar kesinleştiğinde davalılara ödenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, taraflar temyiz etmiştir.
Davadaki istemin dayanağı, 21.03.2001 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ve aynı tarihli adi yazılı şekilde düzenlenen sözleşmelerdir. Burada öncelikle taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde aranan şekil koşulu üzerinde durulması gerekecektir. Borçlar Kanununda kural olarak sözleşmenin yapılışı bir şekle tabi tutulmamıştır. Gerçekten, Borçlar Kanununun m.11/I hükmü uyarınca “akdin sıhhati kanunda sarahat olmadıkça hiçbir şekle tabi değildir.” Fakat kanun taraflardan birinin veya her ikisinin, bazen de üçüncü kişilerin veya kamunun menfaatini korumayı,
hukuki güvenliği sağlamayı amaçlamışsa şekil için zorunluluk getirebilir. Kanun şekli bazen geçerlilik şartı, bazen de ispat şartı olarak arar. Şayet şekil geçerlilik (sıhhat) şartı olarak aranmışsa bu şarta uyulmadan yapılan sözleşme geçerli sonuç meydana getiremez ve bu sözleşmenin ifası istenemez. Yasanın 213. maddesindeki hükme göre taşınmaz satış veya satış vaadine ilişkin sözleşme resmi biçimde düzenlenmedikçe geçerli değildir. Diğer taraftan, Borçlar Kanununun 12. maddesinde kanunen biçim koşuluna bağlı olan akitlerin değiştirilmesinin de ancak aynı biçim koşuluna uyularak yapılması gereğine değinilmiştir. Başka bir deyişle yasal şekli bağlı olarak yapılmış sözleşmede var olan borcun içeriğini genişleten herhangi bir kaydı kaldıran veya değiştiren sözleşmeden doğan borçları ağırlaştıran sözleşmelerin de asıl sözleşmenin yapıldığı şekle uygun olarak yapılması zorunludur.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin şekli ve sözleşmenin tadili halinde uyulması zorunlu şekil hakkında yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Yukarıda belirtildiği üzere; 21.03.2001 tarihli taşınmaz satış vaadine ilişkin sözleşmede davalılardan …’un vaat borçlusu olduğu, davacı vaat alacaklısı …’e çekişme konusu bağımsız bölümü 1000.000 TL karşılığında satmayı vaat ettiği, sözleşmede bedelin peşin aldığının yazıldığı, ferağ işlemini de sözleşmede belirtilen inşaat teslim tarihinde yapmayı taahhüt ettiği görülmektedir. Borçlar Kanununun 213. maddesi uyarınca davacı ile davalılardan …’ü bağlayan sözleşme noterde biçimine uygun olarak düzenlenen 21.03.2001 tarihli sözleşmedir. Yine yukarıda belirtildiği üzere asıl sözleşmenin bağlı olduğu biçim koşuluna uyulmadan yapılan ve tarafların durumlarını ağırlaştıran aynı tarihli adi yazılı sözleşme tarafları bağlamaz. Kısaca belirtmek gerekirse geçerli olan sözleşmede, satış bedeli 1000.000 TL olarak kabul edildiğinden ve bu bedelin tamamen alındığı yazılı olduğundan adi yazılı sözleşmeyle bu bedelin 11.000.TL’ye çıkartılması, keza adi yazılı sözleşmeye cezai şart hükmü konulması ve bunun geçerli olarak nitelendirilmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla, taraflar arasındaki uyuşmazlığın biçimine uygun düzenlenen 21.03.2001 tarihli sözleşmeye göre çözümlenmesi gerekir.
Kabule göre de; 21.03.2001 tarihli biçimine uygun düzenlenen sözleşmenin tarafları davacı ile davalılardan …’tur. Diğer davalı … sözleşmede taraf olmadığından onun hakkındaki davanın
Husumet noktasından reddi ve 9 numaralı bağımsız bölümdeki …’a ait 1/2 payın tesciline karar verilmekle yetinilmesi gerekirken davalılardan … sözleşmede tarafmış gibi onun payının da davacı adına tescili doğru değildir.
Kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün temyiz eden taraflar yararına BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 10.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.