Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/13115 E. 2010/13039 K. 29.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13115
KARAR NO : 2010/13039
KARAR TARİHİ : 29.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.08.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.12.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … İnş. Taah. Tic. San. Ve Tur. Ltd.Şti. Vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, 20.01.1996 tarihli sözleşmeye dayalı tapu iptali tescil ve bağımsız bölüme yapılan giderler toplamı 4.450,00 TL’nin tahsili istemleriyle açılmıştır. Davacı, 30.03.2005 tarihli ıslah dilekçesinde davalı şirkete ödenen 5.350,00 TL ve sözleşmenin yerine getirilmemesinden kaynaklanan bağımsız bölüm bedeli 20.000,00 TL’nin davalı şirketten tahsilini talep etmiş, talep konusu harçlandırılmıştır.
Davalı şirket, davada dayanılan sözleşmenin feshedildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı kayıt maliki …, tapuya iyiniyetle malik bulunduğunu, davanın reddini bildirmiştir. Davalılardan … ve … savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, davacının bağımsız bölüme yaptığı harcamalar tutarı 4.450,00 TL’nin davalı şirketten tahsiline karar verilmiştir, davacının diğer istemleri reddedilmiştir.
Hükmü, davacı ile davalılardan … İnşaat Ltd.Şti. temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı şirketin bütün, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacının temyiz itirazlarına gelince;
İlgili tapu sicil müdürlüğünden dosyaya gönderilen 1853 ada 473 sayılı parsel üzerinde inşa edilen binaya ilişkin mimari projeden, taşınmaz maliklerinin … ve müşterekleri olduğu, davalı … İnşaat Ltd.Şti.’nin yapıyı yüklenici sıfatıyla yapmaya üstlendiği görülmektedir. Bu bakımdan adi yazılı da olsa yüklenicinin davacıya yaptığı 20.01.1996 tarihli temlik işlemi, hüküm ve sonuç doğurur. Başka bir ifadeyle, bu temlik işlemine dayanarak davacı, davalı şirketten mülkiyet hakkını talep edebilir. Her ne kadar davalı şirket 17.12.1998 tarihli ihtarı ile 20.01.1996 tarihli temlik sözleşmesini feshettiğini bildirmiş ise de iki taraflı sözleşmelerde uygulanması zorunlu Borçlar Kanununun 106.maddesinin ilk fıkrasına göre aktin “münasip bir mehil tayin veya münasip bir mehilin tayinini hakimden istemeden” feshi olanaksızdır. Ne var ki, kayıt maliki olan şirketin 20.04.2000 tarihinde taşınmazı tapuda davalılardan …’ye devrettiği ettiği anlaşılmaktadır. Davacının, 20.01.1996 tarihli sözleşmeyle kazandığı kişisel hakkını davalı …’ye karşı ileri sürebilmesi için, bu kişinin kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir.
Gerçekten, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi hukukumuzda da kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımaması için satın alan kişinin iyiniyetinin ilke olarak korunması benimsenmiştir. Türk Medeni Kanununun 1023.maddesi ile getirilen bu düzenlemeye göre, tapu sicilinden ismi geçen kişinin gerçek hak sahibi olduğuna inanan veya kendisinden beklenen tüm özeni göstermesine rağmen gerçek malik olmadığını, tapu sicilinde yolsuzluk bulunduğunu bilmesi imkansız olan kişinin iktisabı geçerlidir. Yolsuz tescil iddiasının ise (TMK m.1024) bunu iddia eden tarafça kanıtlanması gerekir. Davada, davacı bu konuda bir delil getirmediğinden, davalı …’nün iyiniyetli olduğunun kabulü suretiyle mülkiyet aktarımı isteminin reddedilmiş olması doğrudur. Ancak;
Davada, hem davalı şirkete ödenen 5.350,00 TL’nin hem de sözleşmenin yerine getirilmemesi sebebiyle yapı değeri olan 20.000,00 TL’nin davalıdan tahsili talep edilmiştir. Bu konudaki davacının 30.03.2005 tarihli ıslah dilekçesi yöntemine uygun olup, harcı da ödenmiştir. Borçlar Kanununun 96.maddesi hükmüne göre; sözleşmeye dayanan bir taraf, hakkını kısmen veya tamamen elde edemediği takdirde borçlu, kendisine hiçbir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe, bundan meydana gelen zararı tazmine mecburdur. Kısaca davacı, anılan hükme dayanarak borcun ifa edilmemesinden kaynaklanan zararını (temlik işlemine konu bağımsız bölüm bedelini) sözleşmeyi yerine getirmeyen davalı şirketten isteyebilir. 20.01.1996 tarihli sözleşmede, kararlaştırılan satış bedeli 9.701,31 TL’dir. Davacı, 17.12.1998 tarihli fesih ihtarında davalı şirketin ödenmediğini belirttiği senet bedellerinin ödendiğini ispat edememiş ise de, davalı şirket, davacının 5,350,00 TL ödemede bulunduğunu 16.03.2005 tarihli oturumda kabul etmiştir. Görülüyor ki, satış bedeline mukabil yapılan ödemeler tutarı 5.350,00 TL’den ibarettir. Hal böyle olunca, satış bedelini tamamen ödemeyen davacı, kendi edimini yerine getirmediğinden Borçlar Kanununun 81.maddesine dayanarak sözleşmenin karşı yanı olan davalı şirketten, bağımsız bölüm rayiç bedelini talep edemez. Fakat, davacının ıslah yoluyla 5.350,00 TL’nin iadesi istemi bulunduğundan ve talep yönteme uygun biçimde mahkeme önüne getirildiğinden, bu isteğin kabulü gerekir.
Mahkemece yapılan bu saptama bir yana bırakılarak, davacının 5.350,00 TL’lik isteminin de reddi açıklanan nedenlerle doğru olmamıştır.
Karar, bu sebeple bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davlı şirketin bütün, davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2.bentte yazılı nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, 29.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.