YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14935
KARAR NO : 2011/4417
KARAR TARİHİ : 05.04.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 29.06.2006, 27.12.2006 ve 30.04.2007 gününde verilen dilekçeler ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davalılar … ve … Büyükçayır yönünden husumetten, diğer davalılar yönünden ispat edilmediğinden davanın reddine dair verilen 24.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 05.04.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. ile karşı taraftan davalı … vekili Av… geldi, başka gelen yok, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 13.03.1995 tarihli temlik sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Birleşen davalarda, davacı, çekişme konusu 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümlerin tapularının davalılara muvazaalı işlem sonucu geçirildiğini, davalılar üzerindeki kaydın iptali ile adına tescilini talep etmiştir.
Davalı arsa sahipleri davaya katılmamış, birleştirilen davanın davalılarından … davaya yanıt vermemiş, davalı … iyiniyetli kayıt maliki olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, arsa sahipleri olan davalılar aleyhine açılan davanın husumet yönünden, davalı … ve … aleyhine açılan davanın da kanıtlanamadığından bahisle reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden; asıl davanın davalıları … ve … ile dava dışı …arasında 01.03.1995 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğu, yüklenici …’ın 13395 sayılı parsel üzerine bir bina yapımını taahhüt ettiği, sözleşmeye göre davalılar … ve …’in arsa sahipleri oldukları anlaşılmaktadır.
Eldeki davadan önce mahkemenin 1996/937 esasına kayıtlı davada, davacılar …, …, …ve …’ın yüklenici …ile arsa sahipleri … ve … aleyhlerine tapu iptali ve tescil davası açtıkları, şimdiki davanın konusu olan 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümlerin davacılardan … adına tesciline karar verildiği, mahkeme hükmünün temyiz edilmesi üzerine Dairemizce “13395 sayılı parsel üzerine yapılan bina tamamlanmışsa da sözleşmeye göre iskan ruhsatını alma borcu yerine getirilmediğinden, bu eksiklik giderilmek üzere davacıya mehil verilmesi …” gerekçesiyle bozulduğu, bozmadan sonra dosyanın yenilenmediği anlaşılmaktadır. Yine dosya arasında bulunan yüklenici …, arsa sahipleri … ve … ile şimdiki davanın davacısı …’ın imzalarını taşıyan 09.07.2001 tarihli “protokol” başlıklı belgeden 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümlerin davacıya bazı koşullarla bırakıldığı görülmektedir. Eldeki dava 29.06.2006 tarihinde açılmış, bu davanın açılmasından hemen sonra arsa sahipleri 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümleri 19.07.2006 tarihinde birleşen davanın davalısı …’a onun tarafından da 2 numaralı bağımsız bölümün 22.12.2006 tarihinde diğer birleşen dava davalısı …’e tapuda devredilmiştir.
Bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya gelince;
Yukarıda belirtildiği gibi davadaki istemin dayanağı 13.03.1995 tarihli yüklenicinin temlik işlemidir. Davacı, 01.03.1995 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılması kararlaştırılan 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümleri ondan temlik aldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bir tanımlama yapmak gerekirse alacağın temliki, alacaklı (yüklenici) ile onu devralan üçüncü kişi (davacı) arasında borçlunun (arsa sahiplerinin) rızasına ihtiyaç göstermeden yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliği taşıyan şekle bağlı bir akittir. Bu gibi davalarda, temlik işleminin varlığı onun tarafı olan yükleniciye karşı kanıtlanabileceğinden, yüklenicinin de eldeki davada taraf olması zorunludur. Başka bir deyişle, eldeki davada bir bakıma yükleniciyle arsa sahipleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Hiç kuşkusuz, alacağın varlığı (gerçek alacak olduğu) hususu ise arsa sahiplerine karşı kanıtlanacaktır. O halde öncelikle davacıya, 01.03.1995 tarihli sözleşmenin yüklenicisi olan …aleyhinde dava açmak üzere uygun bir süre verilmeli, dava açılırsa o dava dosyası eldeki dava dosyasıyla birleştirilmelidir.
Belirtilmelidir ki, üçüncü kişinin temlike dayalı istemine muhatap olan borçlu (arsa sahipleri), bu istemi derhal yerine getirmek zorunda değildir. Zira, üçüncü kişiye temlik yoluyla geçen alacak, gerçek bir alacak olmalıdır. Bu nedenle de Borçlar Kanununun 167.maddesinden yararlanacak olan muhatap (arsa sahipleri), temlik işlemi yapılmasaydı yükleniciye karşı ne gibi haklar ileri sürebilecekse, def’i yoluyla bunları üçüncü kişiye (davacıya) da ileri sürebilir. Bu nedenle de mahkemece Dairemizin 19.04.2002 tarihli bozma ilamında belirtilen hususların yerine getirilip getirilmediği yönü üzerinde de durulmalıdır.
Yapılacak bütün bu araştırmalar sonucu temlik işlemlerinin varlığı yükleniciye karşı kanıtlanırsa ve alacağın gerçek bir alacak olduğu da arsa sahipleri bakımından ispat edilirse, çekişme konusu taşınmazlar arsa sahipleri tarafından 19.07.2006 tarihinde tapuda birleştirilen davanın davalılarından …’a, onun tarafından da 22.12.2006 tarihinde diğer davalı …’e 2 numaralı bağımsız bölüm devredildiğinden, bu davalıların iyiniyetli kayıt malikleri olup olmadığı hususu üzerinde de durulmalıdır.
Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat, hakkın doğmasına engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir. Belirtilen bu kural, TMK.m.1023’de aynen “tapu kütüğündeki sicile iyiniyete dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki m.1024’de “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Öte yandan, kayıt malikinin iyiniyetli olup olmadığının tespitinde Türk Medeni Kanununun 3.maddesindeki karine ve bu konudaki 14.02.1951 tarih 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen gerekçeden de yararlanılması gerekir.
Davacı bu konuda tanık deliline dayanmış ve tanıkları dinlenmiş ise de, mahkemece birleşen davanın davalılarının hukuki durumları tartışılmamıştır.
Eksik inceleme ve araştırmaya dayalı karar açıklanan tüm bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen dava davalılarından alınarak davacıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 05.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.