Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/15033 E. 2011/1235 K. 04.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/15033
KARAR NO : 2011/1235
KARAR TARİHİ : 04.02.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 27.01.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydındaki muhdesat belirtmesinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.04.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı, 110 ada 29 parsel sayılı taşınmazdaki binanın tamamının kendisine ait olduğunu ileri sürerek beyanlar sütununda yer alan “B harfli binanın 1.katı …’e aittir” şeklindeki belirtmenin terkinini talep etmiştir.
Davalı, yargılamaya katılmamıştır.
Mahkemece, eda davası açılabilecek durumlarda tespit davası açılamayacağı, davacının tespit istemekte hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, kadastro tespiti sırasında yapılan muhdesatın aidiyetine ilişkin belirtmenin hatalı olduğu iddiasıyla terkin ve muhdesatın gerçek hak sahibi adına yazılması istemine ilişkindir.
22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda “muhdesat” kavramından bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya yalnızca bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlaşılmalıdır. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. Bu hakkın hukuki mahiyeti ve nasıl kullanılacağı ise Türk Medeni Kanununun 722, 724. ve 729. maddelerinde açıklanmıştır.
Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi olanak sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca; “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir”.
Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğrucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve sadece muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur. Ne var ki, Kadastro Kanunu kural olarak kadastro bölge ve çalışma alanlarında, üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanır. Anılan yasanın 33. maddesinde Kadastro Kanununun bazı hükümlerinin kadastro çalışma bölgeleri dışındaki genel hükümlere göre açılan davalarda da uygulanacağı kabul edilmiş ise de, uygulanacak hükümler yasanın 14, 15, 17, 18, 20. ve 21. maddeleriyle sınırlıdır. Değişik bir anlatımla, kadastrodan sonraki hukuki sebeplere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalarda, Kadastro Kanununun 19/2 maddesine dayanılarak muhdesat tespiti ve bunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi istenemez.
Somut olayda; davacı 25.07.2007 tarihinde kesinleşen kadastro tespiti sonucu kendisi tarafından yapılan binada 1.katın davalıya ait olduğu şeklinde beyanlar sütununda gösterilen belirtmenin terkini ile B harfli binada 1.katın da kendisine ait olduğunun beyanlar sütununda gösterilmesini istemiştir. Davasını da 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açmıştır. Mahkemece davacının istemi tespit davası gibi değerlendirilerek dava reddedilmiştir.
Bilindiği gibi, tespit davası genel olarak bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının tespitine dair olan davadır. Davalının bir şey yapmaya, vermeye veya belirli şeyleri yapmamaya mahkum edilmesi istemli davalar eda davaları, davacının mevcut bir hukuki durumunun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılmasını istediği davalar ise inşai davalar olarak tanımlanmaktadır.
Eldeki davada davacı kadastro tespiti sırasında muhdesat belirtmesinin hatalı yapıldığını ileri sürerek bunun düzeltilmesini talep etmekte, mahkemenin nitelendirdiği gibi bir tespit hükmü kurulmasını istememekte, aksine mevcut hukuki durumun değiştirilerek kendi adına yeni bir hukuki durum oluşturulmasını amaçlamaktadır. Bu durumda işin esasına girilerek tarafların göstermiş oldukları delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 04.02.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.