YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/15120
KARAR NO : 2011/1515
KARAR TARİHİ : 10.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.03.2010 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki kaydın terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.07.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 61 ada 27 parsel sayılı taşınmazı 5335 sayılı Kanunun 32. maddesi uyarınca yapılan ihalede satın aldığını, 19.06.2007 tarihinde satış yolu ile malik olduğu taşınmazın beyanlar sütununa 19.03.2008 tarihinde “Devri yapılamaz, ipotek, haciz, irtifak hakkı, rehin, teminat ve sair mülkiyeti kısıtlayıcı hak ve şerh tesis edilemez” şeklinde kayıt yapıldığını, mülkiyet hakkını kazandıktan sonra tesis edilen belirtmenin yolsuz olduğunu ileri sürerek terkinini talep etmiştir.
Davalı, çekişmeli parselin ihaleyle davacıya satıldığını ancak ihaleye esas teşkil edecek 5335 sayılı Kanunun 32. maddesine göre çıkartılan yönetmelik hakkında idari yargıda açılan dava sonucu Anayasa Mahkemesine başvurulduğunu, Danıştay’ın da yürütmeyi durdurma kararı verdiğini, şerhin bu gelişmeler sebebiyle tapu kaydına işlendiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, beyanlar sütunundaki kaydın terkini isteğine ilişkindir.
Bilindiği gibi, “Beyanlar” başlıklı Türk Medeni Kanununun 1012. maddesi hükmü “Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır.
Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir.
Özel kanun hükümleri saklıdır” şeklindedir.
Yasanın sözü edilen bu hükmü uyarınca genellikle tapu kütüğüne yazılarak alenileştirilmesinde fayda umulan hukuki ilişki ve fiili durum şeklinde tarif edilen her beyanın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilme olanağı yoktur. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için ya Türk Medeni Kanununda bir hüküm olması veya özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmesi yahut Tapu Sicil Tüzüğünde bir düzenleme yapılmış olması gerekir. Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddesi hükmü gereğince de kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir. Ne var ki; yasal düzenlemelerdeki belirsizlikler nedeniyle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü genelge ve talimatlarıyla açıklayıcı olmak koşuluyla örneğin; bina yapılamaz beyanı, yıkım kararları, uygulanamayan mahkeme ilamları, orman içi binalar gibi belirtmeler de tapunun beyanlar sütununa işlenebilir.
Birbirinden farklı konularda beyanlar sütununa yapılan kayıtların bazıları, üçüncü kişilerin iyiniyetini bertaraf etmeye yararken, bazıları ilgilisi yararına karine yaratır. Bazıları ise taşınmaza bağlı bir ayni hakkı ya da şahsi hakkı, bazı beyanlar da kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamaları açıklar. Bir diğer anlatımla, beyanın niteliğine göre beyana bağlanan sonuç değişmektedir (Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2004, s.204).
Somut olayda; 5335 sayılı Kanunun 32. maddesi ile davalı TCDD Genel Müdürlüğü’ne ait taşınmazlardan, ihtiyaç fazlası olanların satışı için TCDD Yönetim Kuruluna yetki tanındığı, anılan bu Kanun gereğince Ulaştırma Bakanlığı’nın TCDD Genel Müdürlüğüne Ait Taşınmazların Satışı ve Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik düzenlendiği, yönetmeliğin 09.11.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımından sonra TCDD Genel Müdürlüğü tarafından açılan ihalede diğer bazı taşınmazlarla beraber dava konusu 61 ada 27 parsel sayılı taşınmazın ihalesi kesinleşerek 19.06.2007 tarihinde davacı adına tapuya tescil işleminin yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacıya satışı yapılan taşınmazın ihalesi kesinleşerek tescil işlemi yapılmış, ancak bu arada dava dışı Liman-İş Sendikasının bir başka taşınmazın ihale yolu ile üçüncü kişiye satışı işleminin iptali için Danıştay’a dava açmıştır. Liman-İş Sendikasının açtığı davada davanın görülmekte olduğu Danıştay 13. Dairesi 5335 sayılı Yasanın 32/1 maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurmuş, bu arada da Yönetmeliğin uygulanması hususunda yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir.
Yürütmenin durdurulması kararı verilmesinden sonra davalı idare Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne başvurmuş, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Tasarruf İşlemleri Dairesi Başkanlığının 18.03.2008 tarihli yazısı doğrultusunda da davalı kurum tarafından satışı yapılan tüm taşınmazların tapu kaydına satışının veya devrinin yapılmaması ile ipotek, haciz, irtifak, rehin, teminat vs. mülkiyeti kısıtlayıcı hak ve şerhlerin tescil edilmemesi hususunda belirtme yapılmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının geçmişe etkili olmayacağı Anayasanın 153/5 maddesi hükmü gereğidir. Diğer yandan iptali istenen maddenin Anayasaya aykırı olduğuna karar verilmesi ve buna bağlı olarak yönetmeliğin iptal edilmesi idarenin başka taşınmazların ihale ile satışını engelleyecek ayrıca Danıştay’da görülmekte olan davanın sonucunu etkileyecektir. Dava konusu edilmeyen ve hak sahipleri adına tescil edilen taşınmazlar açısından iptal sonucunu doğurmayacaktır. Kısaca söylemek gerekirse anayasal güvence altında olan kazanılmış mülkiyet hakkı etkilenmeyecektir.
Görülüyor ki; Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Tasarruf İşlemleri Dairesi Başkanlığının 18.03.2008 tarihli yazısı ile davacının taşınmazının tapu kaydına işlenen ve mülkiyet hakkının kullanımını engelleyecek nitelikteki belirtme Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’daki davaların sonucundan etkilenmeyeceğinden hukuki anlamda da hiçbir sonuç doğurmayacaktır. Ayrıca dava konusu belirtme, bildirici nitelikte olan zaten mevcut eylemli ve hukuki durumu dışa yansıtan ve ona açıklık ve kanıtlama kolaylığı sağlayan beyan kaydının fonksiyonuyla da bağdaşmamaktadır. Tüm bunlardan ayrı her beyanın mutlak yasal bir dayanağının bulunması ya da bu hususta Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün genelgelerinin olması gerekmektedir. Bu kapsam dışında kalan tapu kaydında gösterilen her türlü belirtmenin yolsuz olduğu kuşkusuzdur.
Tüm bu olgular karşısında yasal dayanağı bulunmayan belirtmenin terkinine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 10.02.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.