YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2565
KARAR NO : 2010/3087
KARAR TARİHİ : 22.03.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.03.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 2981 sayılı Yasanın 10. maddesi (b) bendi uyarınca davalı … adına tescil edilen 2498 ve 2504 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ve Hazine adına tescili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddi üzerine, hükmün davacı Hazine tarafından temyizi sonrasında; Dairemizin 2006/2870 esas 16448 karar sayılı 29.12.2006 tarihli bozma ilamı ile “…somut olayda 2981 sayılı Yasanın koşullarının gerçekleşmediği gibi 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi gereğince yolsuz da olsa tescilin davalı … adına devam edebilmesi için yine bu yerin yerleşim yeri olarak işgal edilmiş olması gerekir… İncelenen paftasından dava konusu 2498 ve 2504 parsellerin bulunduğu alanda böyle bir yapılaşmanın olmadığı görülmektedir. Hal böyle olunca mahkemenin davayı kabul etmesi gerekirken, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesinin önerdiği koşulların varlığının takdirinde yanılgıya düşülerek reddi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verilip, davacının 2504 parsel yönünden davasının kabulüne, 2498 parsel yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Usuli kazanılmış hak kuralı HUMK’nun da düzenlenmemiş olmakla birlikte Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş ve geliştirilmiştir. Özellikle de 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya değinilmiştir. Anılan içtihadı birleştirme kararında tarif edildiği üzere mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur. Buna da usul hukukunda “usuli müktesep hak” denilmektedir. Mahkeme uyduğu bozma kararına uygun olarak karar vermekle zorunlu olduğu gibi Yargıtay Dairesi de kural olarak bozma kararı ile benimsemiş olduğu ilke ile bağlıdır.
Somut uyuşmazlıkta, davanın tümden kabulü gerekirken, mahkemece yukarıdan beri değinilen usuli kazanılmış hak kuralı bir yana bırakılarak, hükmüne uyulan Dairemiz bozma kararına rağmen davanın kısmen kabulü doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarıda yazılı nedenlerle, davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 22.03.2010 tarihinde oy birliği ile karar verildi.