Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/395 E. 2010/3440 K. 30.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/395
KARAR NO : 2010/3440
KARAR TARİHİ : 30.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22.06.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 27.05.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 30.03.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. … ile karşı taraftan davalı … vekili Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 21.06.2006 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, satışın annesi olan vekili … tarafından yapıldığını, annesini 10.09.1992 günlü vekalet görevinden 17.06.1994 tarihinde azlettiğini, satış vaadi sözleşmesinde gösterilen değerin düşük olduğunu, kaldı ki, bu bedeli de almadığını, davacının muvazaalı satış işlemine dayanamayacağını açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıya vekaleten satış yapan …’e azilname tebliğ edilmemiş ise de, satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı 21.06.2006 tarihinden, vekilin azil işlemini bilmesi gereken kişi olmasına rağmen satış vaadi sözleşmesi yaptığından söz edilerek davanın reddine dair verilen ilk karar Dairemizce, özetle “… Davacının Türk Medeni Kanununun 3. maddesi anlamında iyiniyetli olup olmadığı, başka bir ifadeyle vekilin vekalet görevini azle rağmen kötüye kullandığını bilip bilmediği veya kendisinden beklenen bütün özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak olup olmadığı konusunda
taraf delilleri toplanmalı, toplanacak bu delillerden sonra davacının, davalının vekili ile çıkar ve işbirliği içinde olduğu veya kötüniyetli bulunduğu ya da halin icabı gereği bu durumda olan kişi olduğu sonucuna ulaşılırsa davayı şimdiki gibi reddetmek, aksinin saptanması halinde ise, vekil vekalet görevini kullanmış olsa dahi bu sorun vekil ile vekalet veren arasında nihayet bir iç sorun olarak değerlendirilebileceğinden davayı kabul etmek olmalıdır…” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra, davalı tanığı olarak dinlenen davalının eşi … beyanında; vekil … ile yaptıkları telefon konuşmasında oğlu …’ın ilk eşi ve ondan olan çocuklarına para yedirdiğini, bu nedenle vekaletnamedeki yetkisini kullanmak suretiyle dava konusu taşınmazı davacı …’a devredeceğini söylediğini, durumu eşine aktardığında eşinin annesi …’i vekillikten azlettiğini devrin gerçekleşmeyeceğini söylediğini bildirmiş, yine vekil …’in rüşvet aldığı iddiası ile Sağlık Bakanlığına verdiği dilekçe ile Giresun Cumhuriyet Başsavcılığınca oğlu … hakkında “ Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık” yapmak sucundan yapılan hazırlık evrakı ve yapılan tahkikat sonucunda verilen Kovuşturmaya yer olmadığına dair 09.05.2009 gün ve 2009/1373 sayılı karar dosyaya sunulmuştur.
Mahkemece, vaat alacaklısının İzmir’de ikamet ettiği, taşınmazın ise Bulancak’ta bulunduğu, vekaletname tarihinden 14 yıl geçtikten sonra davacının tapu kayıt maliki asile taşınmazı satmak isteyip istemediğini sormamasının ve görmediği bir taşınmaza 70.000.00 TL vermesinin şüpheli olduğunu ve davacının iyiniyetli alıcı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davalı, 10.09.1992 tarihinde dava dışı annesi olduğu anlaşılan …’e maliki ve hissedarı bulunduğu taşınmazdaki hak ve hisselerini dilediği kimseye satmak ve satış vaadinde bulunmak işlemi yapmak yetkisini vermiş, davacının dayanağı 21.06.2006 tarihli satış vaadi sözleşmesi de bu vekaletnamede tanınan yetkiye dayanılarak yapılmıştır. Davalı, annesi olan …’i 17.06.1994 tarihinde vekillikten azletmiş ise de azilname ne vekile tebliğ edilmiş ne de işlem yapması olası Tapu Sicil Müdürlüklerinin mahsus kayıtlarına işlenmek üzere gönderilmiştir.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve yasanın 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekaletini iyiniyetle ifa ile mükellef olduğu hükme bağlanmıştır. Ancak, vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi vekil ile
sözleşme yapan üçüncü kişi Türk Medeni Kanununun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yapılan sözleşme vekil edeni bağlar ve geçerlidir.
Dosya kapsamına ve bozma ilamından sonra mahkemece toplanan delillere göre vekil … ile vekalet veren oğlu … arasında yukarıda açıklanan olaylar nedeniyle anlaşmazlık olduğu ve bu nedenle vekilin vekalet görevini kötüye kullandığı anlaşılmaktadır. Ne var ki; üçüncü kişi davacının vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bildiği, kendisinden beklenen özeni göstermediği ya da durumun özelliği icabı bilmesi gerektiği, vekil ile çıkar ve işbirliği içinde bulunduğu kanıtlanamamıştır.
Taşınmazın vekil ile üçüncü kişi davacının ikamet ettiği yerden çok uzak bir yerleşim yerinde olması, vekil ile vekalet verenin ayrı yerlerde ikamet etmeleri, vekaletname tarihinden sonra uzun yıllar geçmesi ve taşınmazın görülmeden yüksek fiyatla satın alınması gibi vakıalar üçüncü kişi davacının iyiniyetini ortadan kaldıran hukuki nedenler olarak kabul edilemez.
Bozma ilamında açıkça davacının, vekil ile çıkar ve işbirliği içinde olduğu veya kötüniyetli bulunduğu ya da halin icabı bu durumda olan kişi olduğunun kanıtlanamaması halinde, vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi bu sorun vekil ile vekalet veren arasında nihayet bir iç sorun olarak değerlendirilebileceği gereğine değinilmiştir.
Somut olayda, davacının Türk Medeni Kanununun 3. maddesi anlamında kötüniyetli olduğunun kabulü mümkün olmadığından, vekalet görevinin kötüye kullanılmasının vekil … ile vekalet veren oğlu Bahadır arasındaki iç sorun olarak değerlendirilip davanın kabulüne karar vermek gerekirken ilk kararda yazılı gerekçelere benzer gerekçeler ile davanın reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 750.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 30.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.