YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5130
KARAR NO : 2010/6048
KARAR TARİHİ : 27.05.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.06.2009 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı 441 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek davalıya ait 440 parsel sayılı taşınmaz üzerinden oğlu …’a ait 439 parselin yola cephesi olması nedeniyle bu parsele ulaşacak şekilde geçit hakkı tesisini talep etmiş, yargılama aşamasında 456 parsel sayılı taşınmaz maliki aleyhine de dava açmış, bu dava eldeki dava ile birleştirilmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlar, mahkemece depo edilen geçit bedeli karşılığı 456 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit hakkı tesisine karar verilmiş, hükmü davacı geçit hakkının 440 parsel sayılı taşınmazdan tesis edilmesi gerektiği gerekçesi ile temyiz etmiştir.
Dava geçit hakkı tesisi isteğine ilişkindir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Somut olayda, davacının taşınmazının genel yola cephesi yoktur. Davacı genel yola 440 parsel sayılı taşınmazın batısından geçerek oğluna ait yola sınırı olan 439 sayılı parselden ulaştığını belirtmekte ve 439 parsel sayılı taşınmaza kadar geçit kurulmasını talep etmektedir. Mahkemece, yapılan keşifte alınan bilirkişi raporlarına göre 440 parsel sayılı taşınmazın doğusunda yer alan 456 parsel sayılı taşımnmazdan geçit tesisini daha kısa ve ekonomik olacağı gerekçesiyle 456 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit tesis edilmiştir.
Yukarıda da değinildiği gibi geçit hakkı tesisine ilişkin davalarda genel yola ulaşım sağlanırken tarafların yararlarının gözetileceği onların subjektif arzularının değil objektif kriterlerin esas alınacağı kabul edilmiştir. Davacı yola cephesi bulunan 439 parsel sayılı taşınmazın oğluna ait olduğunu belirterek 440 parsel sayılı taşınmazdan geçit verilmesini istemiştir. Bilirkişiler tarafından hazırlanan rapor incelendiğinde davacının isteği doğrultusunda geçit tesis edildiğinde 440 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit verilecek yerin miktarının hüküm altına alınan 456 parsel sayılı taşınmazdaki geçit miktarından da az olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında mahkemece davacıya 439 parsel sayılı taşınmaz üzerinden kendi taşınmazı yararına akti irtifak hakkı tesis ettirmesi için süre verilmesi ya da 439 parsel sayılı taşınmaz maliki aleyhine dava açılması sağlanarak eldeki dava ile birleştirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 27.05.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.