YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1070
KARAR NO : 2011/6216
KARAR TARİHİ : 05.05.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.10.2007 gününde verilen dilekçe ile rödevans sözleşmesine aykırı madencilik faaliyetleri nedeniyle tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 19.04.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av…. … ile karşı taraftan davacı vekili Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı şirket, İR:2631 sayılı sahada ruhsat hakkı sahibi olduğunu, bu sahayı kısmen 19.08.1999 tarihli sözleşme ve 01.09.1999 tarihli uygulama protokolü ile davalı şirkete kiraladığını, rödevans sözleşmesi ve uygulama protokolüne göre davalının rödevans alanı içindeki tapu ile malik olunan sahalarda üretim ve satış yapması gerekirken üçüncü şahıslar adına olan alanlarda ve davalının İR: 2631 sayılı saha dışında da faaliyet göstererek üretim yaptığını, durumun davalı şirkete ihtar edildiğini, davalı şirketin sözleşmeye aykırı yaptığı üretim alanlarından elde ettiği maden ve satış gelirleri nedeniyle sebepsiz zenginleştiğini, fazlaya ait haklar saklı kalmak üzere 576.925,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 01.02.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 2.335.661,00 TL artırarak, 2.912.626,00 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı, 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, bilirkişi krokisinde 1 rakamı ile gösterilen sahanın hazineye ait olduğunu, ancak davacının kiraladığı rödevans alanı içinde kaldığını, dolayısıyla izin kapsamında faaliyet gösterdiklerini, krokide 2 rakamı ile gösterilen alanda bir çalışmaları olmadığını, 4 rakamı ile gösterilen sahadan maden çıkarılmadığını, bu sahayı stok alanı olarak kullandıklarını, 3 rakamı ile işaretlenen alanın davacının İR: 2632 sayılı ruhsat kapsamı dışında kaldığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davacının ıslah talebi gözetilerek 576.925,00 TL’nin dava tarihinden, 2.335.701,00 TL’nin ıslah tarihinden geçerli ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki 19.08.1999 günlü sözleşmenin 2. maddesi hükmü “bu rödevans sözleşmesine konu maden sahası İR.2631 ruhsat numarasıyla maden sahasını işletme hakkına sahip bulunan … Yapı San. ve Tic. A.Ş. tarafından maden sahası içerisinde akit taraf … Yapı San. Nakliyat ve Tic. A.Ş.’nin sözleşme tarihinde, gerekse ruhsat süresi içerisinde aşağıdaki koordinatlar dahilinde tapuyla malik olacakları arazilerden ruhsatın sağladığı haklardan … Yapı San. Nakliyat ve Tic. A.Ş.’nin ruhsat sahibinden bağımsız olarak aşağıda koordinatlar belirtilen alanda bazalt çıkarma, satma, değerlendirme hakkı aşağıdaki şartlar dahilinde gayri kabili rücu olarak … Yapı San. Nakliyat ve Tic. A.Ş.’ye tanınmıştır…” hükmü taşımaktadır. 01.09.1999 tarihli uygulama protokolünün 1.maddesi ise “… Yapı San. ve Tic. A.Ş.’nin İR.2631 ruhsat numarası ile işletme sahası içinde faaliyet gösteren … Yapı San. Nakliyat ve Tic. A.Ş.’nin tapuyla malik olduklarını, şirket ortaklarının anne ve babasından intikal işlemi yapmamış gayrimenkuller bu vesileyle sözleşmenin yapıldığı tarihten sonra mülkiyet tesis edilecek alanlarda ve rödevans sözleşmesinde koordinatları belirtilen sahada bundan sonra rödevans sözleşmesine göre faaliyet gösterecektir…” şeklindedir.
Görülüyor ki, gerek 19.08.1999 tarihli rödevans sözleşmesinin 2. maddesi gerekse 01.09.1999 tarihli uygulama protokolünün 1. maddeleri hükümlerine göre, davalıya rödevans sözleşmesiyle kiralanan alan, davacının İR.2631 ruhsatlı sahası dahilindeki, davalı şirketin tapuyla malik oldukları, şirket ortaklarının anne ve babasından intikal işlemi yapılmamış gayrimenkuller ile sözleşmenin yapıldığı tarihten sonra davalının mülkiyetini kazanacağı tapulu alanlardır. Davalıya kiralanan saha bilirkişi tarafından düzenlenen krokide “1.rödevans” ve “2.rödevans” alanları olarak gösterilmiştir. Eğer davalı şirket, bu alanlar dışında madencilik faaliyeti sürdürmüşse, bunun akte aykırılık teşkil edeceğinin ve davalı kiracı şirketin sebepsiz zenginleşeceğinin kabulü gerekir. Kuşkusuz davacı sebepsiz zenginleşmenin kendi mal varlığına iadesini isteyebilir.
Eldeki davada davalı, 1 (tespit raporunda E) rakamlı saha dışında madencilik faaliyeti olmadığını, bu sahayı da izinle kullandığını savunduğundan davacı bu yer dışındaki, 2 ve 4 rakamları ile ifade edilen sahalarda davalının maden üretimi yaptığını ve zararın miktarını ispat etmekle yükümlüdür. Zira, Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca çekişmeli hususlarda taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat etmek zorundadır. Davacı şirket bu konuda her ne kadar şirket çalışanlarını tanık olarak göstermiş ise de bu kişiler iddiayı açıklıkla ortaya koyan beyanda bulunmamış, soyut anlatımlarda bulunmuştur. Davacı şirket çalışanlarının beyanları, 2 ve 4 rakamlı sahalarda davalı şirketin maden üretimi gerçekleştirerek, iddia edilen haksız fiilinin varlığını kabule yeterli bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile davacı 2 ve 4 rakamlı sahalarla ilgili iddiasını kanıtlayamamıştır.
Davalının 1 rakamı ile gösterilen saha ile ilgili temyiz itirazlarına gelince;
Bu saha her ne kadar davalı şirketin İR:2631 sayılı işletme ruhsatı alanında kalmakta ise de davalıya 19.08.1999 tarihli sözleşmenin 2. maddesi ile “…… Yapı San. ve Tic. A.Ş. tarafından maden sahası içersinde akit taraf … Yapı San. Nakliyat ve Tic. A.Ş.’nin sözleşme tarihinde, gerekse ruhsat süresi içerisinde… tapu ile malik olacakları arazilerden …bazalt çıkarma, satma ve değerlendirme…” kirası yapıldığından 1 rakamlı saha ise bu kapsamda değil, hazineye ait tapulu taşınmaz olduğundan davacı zarar miktarını kanıtlaması koşuluyla istemde bulunabilir.
Ne var ki, bu konuda yaptırılan bilirkişi incelemesi hükme yeterli bulunmamaktadır. Çünkü, bilirkişiler bir veriye dayanmaksızın sanki bu sahada sadece davalı şirket üretim yapmış gibi bir varsayımla hesaplama yapmışlardır. Şöyle ki; 07.04.2009 tarihli fen bilirkişi raporunda “…alınan malzemenin hesabı arazinin malzeme alımından önceki kot durumu bilinmediğinden arazinin ölçüm esnasındaki mevcut eğim durumu göz önüne alınarak yapılmıştır” denilmiştir. Taraflar arasındaki protokollerin yapıldığı 1999 veya 2000 yıllarındaki, arazinin plan-koteleri Maden İşleri Genel Müdürlüğü veya ilgili kuruluşlardan sorulup tespit edilerek, bu plan-koteler ile arazinin hali hazırdaki kot durumu bilirkişilerce karşılaştırılmak suretiyle 1 rakamı ile gösterilen Hazineye ait 163 parselden ne kadar malzeme alındığı tespit edilmeden hesaplama yapılması doğru olmamıştır.
Ayrıca; fen bilirkişisinin farazi olarak “alınan malzeme” olarak tespit ettiği miktardan sonra, dosyaya sunulan 09.04.2009 tarihli maden bilirkişi raporunda 2008 yılı fiyatlarına göre bazalt için 4,25 TL/ton, tüf-tüfit malzeme için 3 TL/ton kar elde edilebileceği; 09.12.2009 tarihli maden-jeoloji-hukukçu bilirkişi heyeti raporunda ise 2009 yılı fiyatlarına göre bazalt için 4 TL/ton, tüf malzeme için 2 TL/ton kar elde edilebileceği; aynı bilirkişi heyetinin 20.01.2010 tarihli ek raporunda da, dava tarihi 2007 yılına göre bazalt için 3,75 TL/ton, tüf malzeme için 1,65 TL/ton net kar elde edilebileceği belirtilerek hesaplama yapılmış ve 2007 yılı fiyatlarına göre davalının toplam net karının 2.257.850 TL olduğu, 2007 yılından rapor tarihine kadar da reel faiz hesabı yapılarak davacı gelir kaybının toplam 2.912.626 TL olduğu hesaplanmıştır.
Mahkemece, bilirkişi raporu ile bağlı kalınarak gerekmediği halde faize faiz yürütülmek suretiyle hüküm tesisi ve üretim yapılarak satılan bazalt madeninin Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne sunulan satış bilgi formundan, dava tarihi 2007 yılı ocak başı satış fiyatının 1,75 TL/ton olduğu anlaşılmasına rağmen alacağın bazalt için 3,75 TL/ton, tüf için 1,65 TL/ton üzerinden hesaplanması doğru olmamıştır.
Bu hususlardan ayrı olarak, ilk maden bilirkişi raporunda bazalt madeninden elde edilebilecek kar hesaplanırken 1 rakamı ile gösterilen alanda davacının kaybının 213.428,53 ton olduğu belirtilmesine rağmen, 09.12.2009 tarihli maden-jeoloji-hukukçu bilirkişi heyeti raporu ve hükme dayanak ek raporda bu alandaki davacının kaybının 234.605 ton olduğu belirtilmiş, mahkemece üretilen maden miktarları arasındaki çelişki de giderilmeden hüküm tesis edilmiştir.
Mahkemece; davacının alacak istemi 1, 2 ve 4 rakamı ile gösterilen alanlara ilişkin olarak kabul edilmiş ise de, bütün bu anlatılanlardan sonra yapılması gereken; 2 ve 4 rakamı ile gösterilen sahalara ilişkin olarak davalının maden üretimi davacı tarafça kanıtlamadığından, bu sahalara ilişkin alacak isteminin reddine karar verilmesi, fen bilirkişi raporunda 1 rakamı ile gösterilen alan için ise az yukarıda belirtilen tespitler doğrultusunda, mahallinde yeniden yapılacak keşif sonucu, bilirkişi kurulundan HUMK.nun 281. maddesi gereğince denetime elverişli ve gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre hüküm kurulmadır.
Eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm tesisi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 825 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 05.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.