Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/11687 E. 2011/13974 K. 21.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/11687
KARAR NO : 2011/13974
KARAR TARİHİ : 21.11.2011

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 26.11.2008 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.04.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, 10.08.2001 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılar vekilleri, vaat borçlusu … …’in ölümü ile geçersiz hale gelen vekaletname ile satış vaadi sözleşmesi yapıldığı belirtilerek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, geçersiz vekaletname ile yapılan sözleşmenin tescil imkanı doğurmayacağı gerekçesi ile dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı kooperatif vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriği ile özellikle … … mirasçıları yönünden, satış vaadi sözleşmesinin vaat borçlusunun ölümü ile sona eren vekalet yetkisine dayanılarak yapıldığının anlaşılmasına göre davacının bu yöndeki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Vekaletin sona ermesini düzenleyen BK’nun 396. maddesi hükmü “Vekaletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir. Şu kadar ki, münasip olmayan bir zamanda vekaletten azil veya ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur” şeklindedir. Ölüm, ehliyetsizlik ve iflas halinin vekalet ilişkisini sona erdireceğine dair BK’nun 397. maddesinde ise, “Hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle ve ehliyetinin zevali veya iflası ile nihayet bulur. Şu kadar ki vekaletin nihayet bulması müvekkilin menfaatlerini tehlikeye koyuyorsa, müvekkil veya mirasçısı veya mümessili bizzat işlerini görebilecek hale gelinceye kadar vekil veya mirasçısı veya mümessili vekaleti ifaya devam ile mükelleftirler” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Borçlar Kanununun 35. maddesi ile eş anlamda bulunan 397/1. maddesi hükmünde ise “…mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin, gerek müvekkilin ölümüyle …. nihayet bulur” denilerek gerek vekilin gerek müvekkilin ölümü ile vekaletin sona ereceği kabul edilmiştir. Ancak, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, yasa koyucu, ölüm ile vekaletin kural olarak sona ereceğini kabul etmiş iken, bu kuralın iki istisnası bulunduğunu da belirtmiştir. Bunlardan biri, sözleşmede aksinin kararlaştırılması, diğeri de işin niteliğinin vekaletin devamını gerektirmesidir.
Somut olayda; satış vaadine konu 367 ve 369 parsel sayılı taşınmazlar ifraz görerek 387 ada 2, 388 ada 2, 3, 4 parseller ile 389 ada 2 ve 391 ada 2 ve 3 parsellere ayrılmıştır. Dava konusu parsellerde davalıların murisleri paylı maliktirler. Davanın dayanağını oluşturan satış vaadi sözleşmesi, … …, … ve … vekili … ile davacı kooperatif arasında 10.08.2001 tarihinde … 6. Noterliği’nde düzenlenmiştir. Vaat borçlularından … 18.09.2000 tarihinde doğrudan …’e, diğer vaat borçlusu … ise 14.11.1995 tarihinde …’e, bu kişi de 26.03.1996 tarihinde aldığı yetkiye dayanarak …’e vekalet vermiştir. Vekil edenler ise satış vaadi sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra 12.05.2007 ve 15.05.2007 tarihlerinde vefat etmiştir. Görülüyor ki, satış vaadi sözleşmesi, vekalet yetkisine dayanılarak, vaat borçlularının ölümünden önce yapıldığından geçerlidir.
Mahkemece vaat borçluları … ve … yönünden tescil imkanının bulunup bulunmadığı araştırılmadan davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1). bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün (2). bent uyarınca BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 21.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.