YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12365
KARAR NO : 2011/15353
KARAR TARİHİ : 12.12.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 25.08.1995 gününde verilen dilekçe ile sınır tespiti ve elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.05.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı köy, 07.06.1937 tarihinde belirlenen köy sınırlarından davalı köyün içeri geçerek mera, sulak gibi yerlerinden yararlandığını, özel mülklerine zarar verdiğini belirterek iki köy arasındaki sınırın tespiti ile davalı köyün müdahalesinin menine karar verilmesini istemiştir.
Davalı köy, köylerinde kadastro çalışmalarının başladığını, sınırlara itiraz olmadığını, davacı köyün sınırlarına müdahalelerinin bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Davalı vekili katılma yoluyla hükmü temyiz etmişse de temyiz harcı yatırılmamış olduğundan temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.
2-Davacı köy, köylerine ait bir kısım taşınmazlara davalı köyün müdahale ettiği iddiası ile eldeki davayı açmıştır. Davalı köyün 07.06.1937 tarihli köy sınırını geçtiğini iddia etmektedir. 31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye
.
sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda bir araştırma yapılmadan, davalı köyün müdahalesinin bulunup bulunmadığı saptanmadan eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, (2) numaralı bentte yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde davacı tarafa iadesine, 12.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.