Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/12631 E. 2011/15189 K. 08.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12631
KARAR NO : 2011/15189
KARAR TARİHİ : 08.12.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06.09.2004 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, kal, tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 23.05.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

_K A R A R_
Dava, paylı taşınmazda oluşan yararlanma hakkına öteki paydaşın elatmasının kal suretiyle önlenmesi, tazminat tahsili ve komşuluk hukukuna aykırı davranışların giderilmesi istemleriyle açılmıştır.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının da çekişmeli 3892 parsel sayılı taşınmazda paydaş olup kendi payına düşen yerden yararlandığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden çekişmeli 3892 sayılı parselde davacı ile davalının paylı malik oldukları, taşınmazda başkaca maliklerin de paylarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosyaya sunulan ve noterde düzenlenen 04.08.2000 tarihli sözleşmeden taşınmaza o tarihte malik olan kişilerin katılımıyla yararlanma sözleşmesi yapıldığı, her bir paydaşın kullanımına bırakılan yerlerin belirlendiği, davalının sözleşmeye katılan paydaşlardan tapuda pay devralarak taşınmazda paylı malik olduğu görülmektedir. Diğer taraftan; Türk Medeni Kanununun 599. maddesi uyarınca 04.08.2000 tarihli sözleşmeye katılan paydaşlar ölmüş olsa dahi sözleşme mirasın kazanılması suretiyle sonradan malik olan mirasçıları da bağlar.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;

Kuşkusuz, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu elatmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir.
Davacıda taşınmaza kullanım sözleşmesine aykırı olarak yapılan elatmanın önlenmesini tazminat tahsilini ve komşuluk hukukuna aykırı davranışların giderilmesini istediğinden ve isteğini 04.08.2000 tarihli kullanma sözleşmesine dayandırdığından, yukarıda sözü edilen “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı gereği talebinin incelenmesi gerekir.
Mahkemece bütün bu yönler bir yana bırakılarak dava yazılı bazı gerekçelerle reddedildiğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 08.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.