YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14898
KARAR NO : 2011/15799
KARAR TARİHİ : 20.12.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 22.04.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 14.07.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 06.08.1984 günlü kooperatif hisse devir senedi gereğince davalı adına kayıtlı 276 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının iptali ile adı tescilini istemiştir.
Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “… taşınmazda tarafların zilyet olduğu, ferağ umudunun devam ettiği, zamanaşımı savunmasının dinlenemeyeceği, işin esasının incelenerek bir hüküm kurulması gerektiği ” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma sonrası, hisse devir sözleşmesinin resmi şekilde yapılmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
06.08.1984 tarihli kooperatif hisse devir sözleşmesine göre davacı ve davalı, dava dışı Ülker Topaloğlu’nun ortaklık hak ve hissesini, bedelini ödemek suretiyle birlikte satın almışlardır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 14.maddesi uyarınca kooperatif ortaklığının devri mümkün olup herhangi bir biçim koşuluna bağlı değildir. Davacı ve davalı ortaklık hakkını birlikte devralmışlar; davacı, yarı payın kendisine geçeceği inancı ile taşınmazın davalı adına tescil edilmesine razı olmuştur.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yöneltmek üzere mal varlığı kapsamında bir şey veya hakkını inanılana devretmesi ve inanılanında inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı işlem ile inanan, sahip olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkının inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte, ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnanç sözleşmesi 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulune uygun onanmış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nun 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Somut olayda davacı, davalı ve dava dışı Ülker arasında düzenlenen 06.08.1984 tarihli sözleşme ile de taraflar, Ülker’in ortaklık hak ve hissesini birlikte satın almışlar, ferdileşme sonucu tapu tek kişi adına oluşmuştur. Bu sözleşme aynı zamanda taraflar arasında bir inanç ilişkisinin varlığını da göstermektedir.
Hal böyle olunca, davacının davasının kabulüne karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru olmamış, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 20.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.