Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/1572 E. 2011/3125 K. 11.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1572
KARAR NO : 2011/3125
KARAR TARİHİ : 11.03.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.06.2009 gününde verilen dilekçe ile sulh sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 07.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, sulh anlaşmasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, sulh sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, sulh anlaşması resmi biçim koşuluna uyularak yapılmadığından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Sulh, mevcut bir çekişmenin tarafların anlaşmaları ile sona erdirilmesi işlemidir. Kuşkusuz sulh anlaşmasının, hüküm ve sonuç doğurması, tarafların dava konusu üzerinde yetkilerinin bulunmasına bağlıdır. Sulh anlaşması mahkeme önünde yapılabileceği gibi, mahkeme dışındaki bir işlemle de yapılabilir. Eğer orta yerde sulh anlaşması varsa, davanın bu anlaşmaya göre sonlandırılması, mahkemenin de sulh anlaşmasının varlığını tespit etmesi gerekir.
Somut olaya gelince; davada dayanılan 16.04.2007 tarihli sulh sözleşmesi haricen tanzim edilmiş, ancak sulh sözleşmesinin varlığını taraflar mahkeme huzurunda tekrar ederek ikrar etmiştir. Nitekim, mahkemece de sulh anlaşmasının varlığı tespit edilerek hüküm kurulmuştur. 16.04.2007 tarihli sulh sözleşmesi, açıklanan nedenlerle hüküm ve sonuç meydana getirir. Kaldı ki, İcra ve İflas Kanununun 38.maddesi uyarınca, mahkeme huzurunda ikrar edilen sulh sözleşmeleri ilam hükmündedir. Bütün bunlardan dolayı, sulh sözleşmesinin biçim koşuluna uyulmayarak yapıldığından bahisle davanın reddi doğru olmamıştır. Ancak;
16.02.2010 tarihli belediye başkanlığı yazısında, kamuya ayrılan alanların terkininden sonra taşınmazın ifrazının mümkün olduğu bildirilmiştir. Bu haliyle sulh sözleşmesinin ifa olanağı yoksa da, davacı kendisine ait 955 sayılı parselle tevhit suretiyle ifrazın yapılabileceğini ileri sürdüğünden, mahkemece yetkili merciden bu şekilde bir ifrazın mümkün olup olmadığı sorulmalı, istem bunun sonucuna uygun olarak karara bağlanmalıdır.
Değinilen yönün gözardı edilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.