YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1723
KARAR NO : 2011/2886
KARAR TARİHİ : 08.03.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 13.04.2010 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.08.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davalı, davacının kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir.
Anılan kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. maddesi; “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hâkim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece kurulacak hükümde zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacı, davalı köy tüzel kişiliği adına kayıtlı 107 ada 8 ve 9 numaralı parsellerde bulunan cami ve lojmana ait fosseptik çukurunun gereği gibi yapılmaması sebebiyle atık suların adına kayıtlı 10 sayılı parseldeki ekili ürününe zarar verdiğini, çıkan kokunun sağlık açısından sorunlar yarattığını, ilgili kuruluşlara yaptığı başvurular sunucu düzenlenen raporlarda da bu durumun saptandığını belirterek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece mahallinde yapılan keşif ve ziraatçı bilirkişi tarafından düzenlenen rapora itibar edilerek dava reddedilmiştir.Ancak davanın niteliği ve dayanılan iddialara göre konunun uzmanı olmayan ve yetersiz sayılabilecek nitelikteki bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme sonucu hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.Kaldı ki davacı tarafından dosyaya sunulan ve İl Çevre ve Orman Müdürlüğünce yapılan inceleme sonucu düzenlenen 09.02.2010 tarihli raporda ziraatçı raporunun aksine “…. cami ve lojmanın evsel atık sularının bir boru yardımıyla caminin hemen 1 metre yanındaki sızdırmalı fosseptik çukuruna verildiği, buradan sızan suların doğrudan davacı arazisinin içine aktığı…” belirtilmiştir. Görülüyor ki hükme esas alınan rapor yetersiz olduğu gibi dosya içindeki diğer deliller ile de çelişkilidir.
Belirtilen nedenle mahkemece yerinde, çevre ve insan sağlığı konularında uzman kişilerinde bulunduğu bilirkişi heyeti ile yeniden keşif yapılarak, atık suların ve fosseptik çukurundan sızan su ve kokuların insan sağlığı ve çevresel etkileri saptanmalı, dosyadaki tüm deliller yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece tüm bu hususların gözetilmemiş olması doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Davacının temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 08.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.