YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1870
KARAR NO : 2011/3175
KARAR TARİHİ : 14.03.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.07.2009 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı kayyım vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 2028 sayılı parsel maliki tarafından Türk Medeni Kanununun 747.maddesine dayanılarak açılmış geçit irtifakı tesisi istemine ilişkindir.
Cevap veren davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiş, 2028 sayılı parsel yararına, 1996 ve 1994 sayılı parseller üzerinde geçit irtifakı kurulmuştur.
Hükmü, davalılardan … kayyumu temyiz etmiştir.
1996 sayılı parsel tapuda … adına kayıtlıdır. Kayıt malikinin dava tarihinden önce 25.01.1997 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan bu tespit üzerine kayıt maliki mirasçıları davaya dahil edilmiştir. 4.5.1978 tarihli ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ölü kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Dolayısıyla aleyhine dava açılamaz. Keza mirasçıları davaya dahil edilemez. Veya dava ıslah edilemez. Mirasçıların aleyhine yeni bir dava açılması gerekmektedir. Mahkemece bu saptama bir yana bırakılarak mirasçıların davaya dahil edilmesi suretiyle uyuşmazlığın onların huzurunda sonuçlandırılması doğru değildir.
Diğer taraftan …’ın mirasçılarından …’ın adresi tespit edilememiş, bu kişiye kayyum tayin ettirilerek dava kayyum huzurunda görülmüştür. Bir kimsenin adresinin bilinememesi Türk Medeni Kanununun 426. maddesi anlamında ona kayyum tayin edilmesini gerektirmez. Bu gibi durumlarda 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28. maddesi uyarınca adresi meçhul kabul edilerek tebligatın ilanen yapılması gerekir. Mahkemece bu durum dikkate alınmaksızın gerekmediği halde kayyum huzurunda davanın görülüp sonuçlandırılması da doğru değildir.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir sorun da; arkın hukuki niteliğidir. Bilindiği üzere ark genellikle insan eliyle yapılan sulama ve ulaşım amacıyla kullanılan suyollarıdır. Şayet kadastro çalışmaları yapılmış ark olarak saptanan bir yer kadastro paftasına bu niteliği ile işlenmişse paftasından terkin kararı verilmediği sürece su arkından bir başka şekilde somut olayda olduğu gibi kişiye özgülenecek şekilde yararlanılmasına olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla kadastro çalışmaları sırasında paftasına ark olarak işaretlenen yerden bir kişi veya bir parsel yararına geçit irtifakı tesis edilemez. Mahkemece bu yönün gözardı edilmesi de doğru görülmemiştir.
Yapılması gereken iş; yöntemince taraf teşkilini sağlamak, davacı parselinin geçit ihtiyacını özellikle 2052, 2056, 2055, 2053 ve 2054 parseller üzerinde aramak, bu maksatla davacıya anılan parsellerin malikleri aleyhine dava açmak üzere uygun bir süre vermek, açılırsa o davayı eldeki dava dosyasıyla birleştirmek ve davayı onların huzuru ile görüp sonuçlandırmak olmalıdır.
Bütün bu yönler bir yana bırakılarak istemin yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın iadesine, 14.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.