YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1896
KARAR NO : 2011/3242
KARAR TARİHİ : 15.03.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.03.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, olmaz ise alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptali tescil talebinin reddine, alacak isteminin kabulüne dair verilen günlü 01.07.2010 hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise taşınmazın rayiç değerinin tahsili taleplerine ilişkindir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taksim resmi biçimde yapılmadığından davacının mülkiyet aktarımı isteminin reddine, ancak taksim anlaşmasının varlığı tanık sözleriyle kanıtlandığından ıslah talebi de gözetilmek koşuluyla 20.000,00 TL’nin dava tarihinden, 20.000,00 TL’nin ise ıslah tarihinden geçerli faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, davalılar murisi … ile kardeş olduklarını, 2003 yılına kadar birlikte çalıştıklarını, bu çalışmanın sonucu bir daire, bir dükkan ve bir adet kamyonet satın alındığını, yaptıkları paylaşmada daireyi davalıların mirasbırakanı …’a bıraktıklarını, dükkan ile kamyonetin kendisine verildiğini, kamyonetin satıldığını, mülkiyeti kendisine bırakılan dükkanın davalıların murisi adına olan kaydın iptali ve kendi adına tescilini talep etmiştir. Dava dilekçesinde ileri sürülen bütün bu hususlar, taraflar arasında inanç ilişkisi olduğunu göstermektedir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Böyle bir durum söz konusu değilse, taraflar yakın akraba olsalar dahi inanç ilişkisinin varlığı tanıkla kanıtlanamaz. Esasen, çekişme konusu dükkan tapuda davalılar mırasbırakanı adına kayıtlı bulunduğundan, davacının iddiası senede karşı bir iddia olup, HUMK’nun 290.maddesi gereğince yazılı olarak kanıtlanması gerekir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
Ne var ki, davacı delil dilekçesinde “sair delil” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış sayılır. Mahkemece davacıya bu hakkını hatırlatılmalı, istek bunun sonucuna uygun hükme bağlanmalıdır.
Değinilen yönün gözetilmemesi doğru olmadığından, karar bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 15.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.